A. İLDEKİ
TARIM SEKTÖRÜNE GENEL BİR BAKIŞ
Toprak
Envanter Etütleri esas alındığında;
2.5 milyon hektarı aşan il
yüzölçümünün 502 bin 700 hektarı
tarım arazisi olarak
kullanılmaktadır. Bu miktar, il
arazisinin yüzde 20’sini
karşılamaktadır. Daphan, Erzurum ve
Pasinler Ovaları tarımsal faaliyet
alanlarının büyük çoğunluğunu
oluşturur. İl’deki tarım
arazilerinin ancak yüzde 36’lık
oranı (DSİ verilerine göre)
sulanabilmektedir. 1985-1990
döneminde hizmete açılan Kuzgun ve
Demirdöven sulama ve enerji
barajlarının sulama isale kanalları
tamamen bitirilmediği; Narman
Karapınar, Karayazı Söylemez, Hınıs
Başköy, Merkez ilçe Laleli, Sürbahan
gibi projelendirilmesi tamamlanmış
barajlar inşaat safhasına
getirilmediği için tarım
arazilerinin tamamen suya kavuşması
muhal görünmektedir. Tarım
arazilerinde buğday başta olmak
üzere patates, şeker pancarı,
ayçiçeği ve yem bitkileri ekimi
yapılmaktadır. Şeker Kanunu
değiştirildiği için, il’de faaliyet
gösteren Şeker Fabrikası kapasite
düşürmüş, pancar ekiminde kotaya
gidilmiş, bu sebeple de şeker
pancarı ekilen arazi yok denecek
mesabeye düşmüştür. Özel sektöre ait
bir yağ üretim fabrikası, üretimi
sınırlandırdığı için için ayçiçeği
ekimi de azalmıştır.
Patates
üreticileri de bu ürünlerinin
değerlendirileceği tarımsal sanayi
işletmeleri bulunmadığından ancak
kışlık yemeklik patates üretimi
yapmakta, üretim fazlası ise
değerlendirilemeyip, heder
edilmektedir. Oltu, Olur, Uzundere
ilçeleri tarım alanlarında az da
olsa seracılık faaliyeti vardır.
Pazarlanan tarla ürünleri değeri
toplam yüzdesine bakıldığında
Erzurum, Türkiye genelinde % 0.72
paya sahiptir. Patates, ayçiçeği
başta olmak üzere, ekimi yapılan
tarla ürünlerinin tohumları il
dışından getirtilmekte, il’de
tohumluk üretimi yapılmamaktadır.
Patates tohumları Nevşehir, Ayçiçeği
tohumları da Adapazarından satın
alınmaktadır. Suni gübre, tarım
makinaları için yakıt ve tohum
giderleri il çiftçisi için büyük
mali külfete yol açmaktadır. Ekilen
buğday ise ekmeklik olarak
kullanılmaktadır. Makarnalık ve
nişastalık buğday ekimi, bu tür
ürünleri değerlendirecek sanayi
işletmeleri bulunmadığı için
yapılamamaktadır. İl’deki otlaklar
geniş sahalar tutar. İl hayvancılığı
daha çok küçükbaş hayvancılığı
şeklinde koyunculuğa dayanmaktadır.
Toplam arazinin bir milyon 600 bin
hektarı mera ve otlaktır. Besicilik
için son derece uygun olan bu kısım
arazi, devlet tarafından besicilerin
kredilendirme ve desteklenmesi uygun
şartlarda yapılmadığı için atıl
durumdadır. İl’in Tekman, Karayazı
ilçelerinde ağırlıklı olarak yeralan
otlak ve meraları dışarıdan gelen
besiciler tarafından kiralama
yoluyla kullanılmaktadır.
İl
ekonomisini asırlardır ayakta tutan
ve il için en uygun tarımsal
faaliyet alanı olmasına rağmen
besicilik, her nedense devletçe
yeterince ilgi görmemiştir.
Besiciler uygun ödeme şartlarına
haiz düşük faizli kredi alamamış,
alanlar ise ödeme güçlüğü sebebiyle
icralık yahut mahkemelik olmuştur.
İl’de faaliyet gösteren kamuya ait
Devlet Et Kombinası’nda günlük kesim
zaman zaman 10’u bile
bulamamaktadır. Özel kombinalar ise,
il’de besicilik faaliyeti durma
noktasına geldiği için Kars ve Ağrı
başta olmak üzere diğer illerden
gelen besi hayvanlarını
kesebilmekte, bu da maliyeti yüksek
olduğu için et fiyatlarını
etkilemektedir. Haliyle arz da
düşmektedir. Besiciliğin yaygın
olduğu dönemlerde İl ekonomisinde
önemli bir yeri olan dericilik ve
yüncülük ile bunlara bağlı yan
imalat birimlerinden söz etmek bugün
için imkan dışıdır. Yün ihtiyacı
Tokat, Çorum gibi illerden
karşılanmakta; deriye dayalı imalat
yapan küçük işletmeler hammadde
ihtiyaçlarını Ağrı ve Kars’tan
karşılamaktadır. 1980’li yıllara
kadar dericiliğe bağlı olarak
faaliyet gösteren ayakkabı
imalatçılığı; yüncülüğe bağlı olarak
yapılan kilim ve halı imalatı
durmuşur. Kilimleriyle meşhur Bardız
beldesinde bile, yün üretimi
olmadığından kilimcilik
terkedilmiştir. Erzurum; pazarlanan
süt değeri yüzdesi bakımından % 2.68
paya sahiptir. Toplam pazarlanan
hayvansal ürünler değeri ise %
1.24’dür.
TARIM
SEKTÖRÜNDE SON DURUM
ÖRT Kİ ÖLEM
Kısaca
özetlemek gerekirse; hükümetler
değişiyor, siyasetçi değişiyor,
bürokratlar değişiyor ama, Erzurum
çiftçisinin sorunları değişmiyor.
Bölge tarım ve hayvancılığı tamamen
bitme noktasında. Çiftçi, köylü
haykırıyor: "Ört ki ölem"
UN, ŞEKER, YAĞ
VAR DA, HELVA YAPAN YOK
20 sene
öncesine kadar tarımsal üretim
kapasitesi açısından Türkiye’nin ilk
10 ili arasında yer alan ve kendine
yeterli durum gösteren Erzurum’da,
tarımsal hareketlilik durma
noktasında. Tarımsal faaliyetler
içinde az bir yer tutsa da, üretilen
meyve ve sebzeler pazarlanamıyor, su
kaynakları değerlendirilemiyor,
patates ve şeker pancarı
yetiştiriciliği yapanlar gerekli
devlet desteğini alamıyor.
Girdi-Islah ve Pazarlama Zinciri’nin
kurulamaması yüzünden besicilik terk
ediliyor. Süt sığırcılığı
geliştirilemiyor. Ankara’dan çare
umanlar ise hayal kırıklığına
uğruyor.
LAFTAN ÖTEYE
GİDİLMEDİ
Bulundurduğu
ekilip dikilebilir alanlar ve çayır
mera kapasitesi bakımından önemli
bir tarımsal potansiyele sahip olan
Erzurum’da; Tarım Bakanlığı resmi
kuruluşları, Üniversite’ye bağlı
Ziraat Fakültesi’nin bulunması
tarımsal açıdan bir şans olmakla
birlikte; bu kurumlar kendilerinden
beklenen aktiviteyi sergileyemiyor;
bu yüzden il’deki tarım kesimi
kendisine yol gösterecek merci
bulamıyor. Bu kuruluşlarca bölge
tarımı adına seminerler, toplantılar
düzenleniyor; ne ki kalıcı ve somut
icraatlar gerçekleştirilmiyor,
hayata geçirilecek projeler
üretilemiyor.
ADI VAR,
AMA...
Tarımsal
alandaki gerileme karşısında resmi
kuruluşlar birbirini suçlu ilan
ediyor. Çare Ankara’dan dolayısıyla
Tarım Bakanlığı’ndan bekleniyor.
İl’de faaliyet gösteren Tarımsal
Kuruluşlar ise sadece tabela hizmeti
veriyor, eğitim çalışmalarını bile
gereken ağırlık ve ölçüde
yansıtamıyor. Kredilendirmeyle
çiftçiye yem ve araç temin eden
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin
faaliyetleri de çiftçi gelir
düzeyinin düşüklüğünden olumsuz
etkileniyor. Ziraat Bankası’ndan
kredi almış çiftçiler ise ana
paradan önce yüksek faizleri nasıl
ödeyeceklerini düşünüyorlar. Çoğu
çiftçi icra takibi altında.
BİZ BU İŞİ
YAPAMAYIZ
İlin kuzey
ilçelerinde yapılan meyve ve
sebzecilik; üretim ve pazarlama
probleminin çözülememiş olması
nedeniyle beklenen gelişmeyi
gösteremiyor. İlin olduğu gibi çevre
illerin de ihtiyacına cevap
verebilecek meyve sebze potansiyeli
depolama ve ambalajlama sorunlarının
giderilmemesi yüzünden atıl durumda.
1990’lı yıllarda Tarim İl
Müdürlüğü’nce projelendirilen ve
Özel İdare işbirliğiyle yapılan
soğuk hava deposu "Biz bu işi
yapamayız" denilerek elden
çıkarılınca bu alandaki gelişmelere
önemli bir darbe vuruldu. Umutlar,
bu işi üstlenen özel sektöre
yöneldi.
SU KAYNAKLARI
İSRAF EDİLDİ
İl’deki su
kaynakları kapasitesi
değerlendirildiğinde, su ürünleri
üretimi bir gelir sektörü haline
gelebilecekken; bu alandaki
faaliyetler temennilerden öteye
gidemiyor. Altındaki döşeğini,
ahırdaki hayvanını satarak tatlı su
balıkçılığı yapan üreticilere üretim
ve pazarlama alanında yol gösterici
çıkmıyor. Üretime devam edenlere
yardımcı olmak üzere, özel sektöre
kiralanan soğuk hava deposuna
şoklama üniteleri eklenemiyor.
Üretici bu sebeple il dışı pazarlara
giremiyor, günü birlik satışlarla
işletmeler ayakta tutulmaya
çalışılıyor. Hazine arazisi üzerine
mecrası bulunan su kaynaklarının, su
ürünleri üretimi açısından
fizibilite çalışmaları yapılmadığı
için, kaynak israfına göz yumuluyor.
ÜRETİCİNİN ELİ
KOYNUNDA
Yılda 150 ile
200 bin tonluk üretimiyle ilin en
önemli tarımsal ürünü olan patatesin
değerlendirilmesiyle ilgili tesisler
oluşturulamıyor. Tesis kurmak için
girişimde bulunan patates
yetiştiricileri, yetkili mercilerden
gerekli proje ve kredi desteğini
bulamayınca, her yıl binlerce ton
patates çürümeye terkediliyor,
üreteici de yoklukla başbaşa
bırakılıyor. Mesela: Önceki yıllarda
Tarım Bakanlığı’nca yürürlüğe
konulan "patates tohumculuğu,
tasnifleme ve pazarlama projesi"
ilgisizlik sebebiyle rafa
kaldırıldı. Üretici için önemli olan
bu projenin özellikle tasnif ve
pazarlama bölümü, son iki yıldır
icraate sokulmadı.
BESİCİLİK
TARİH OLDU
İlin en önemli
gelir kaynaklarından biri olan
hayvancılık sektörü, "Girdi, ıslah
ve pazarlama" zincirinin bir bütün
olarak ele alınmaması ve bu alanda
Tarım Teşkilatları’nca projeler
üretilememesi sebebiyle yok olma
safhasına girdi. Bu sektörde k‰rlılığın
olabilmesi, giderlerin ucuza elde
edilmesi ve verimi artırıcı
mahiyette olması için gerekli olan
sılaj yapımı yetkili kuruluşlarca
ciddiye alınmadı; yüksek verimli
hayvan ırklarının bölgede
çoğaltılması çalışmaları, ilin
içinde bulunduğu iklim ve çevre
şartlarına dikkat edilemediği için
başarılı olamadı. İTHAL DARBESİ
Yıllarca Tarım Bakanlığı tarafından
yurt dışından kültür ırkı hayvan
ithal edilerek ırk ıslahı
yapabileceği düşünüldü. Fakat yurt
dışından getirtilen hayvanlar
istenilen nitelikte olmadıkları
gibi; il’deki olumsuz çevre ve iklim
şartları yüzünden telef oldular ve
sahiplerini zarara uğrattılar.
Geçmiş dönemlerde damızlık için yurt
dışından getirtilerek hakiki
üreticiye teslim ve tevdi edilmesi
gereken ithal hayvanların işin ehli
olmayan kimselere verildiği, bunlar
tarafından da alınan ithal
hayvanların ya kesime gönderildiği
ya da öldüğü iddiaları yıllardır ne
tekzib edildi, ne de tavzih gördü.
PROJE NEDEN
TERKEDİLDİ
Suni tohumlama
usulüyle üreticinin elindeki
hayvanların verimini artırmak ve
çevre şartlarını ıslah etmek imkanı
yeterince değerlendirilemedi ve
desteklenmedi. 1998 yılında Tarım İl
Müdürlüğü tarafından hazırlanan Özel
İdare Müdürlüğü kaynaklı suni
tohumlama projesi, yalnızca 1999
yılında faaliyete sokuldu. Bu proje
sonraki yıllarda tarımsal
kuruluşların ilgisizliği sebebiyle
terkedildi.
MANDIRALAR ÜÇ
AY ÇALIŞABİLİYOR
Bölgede
hayvancılığın gelişmesi, süt
sığırcılığına önem verilmesiyle
mümkün görülüyor. Süt sığırcılığının
ayakta durabilmesi de pazarlama
sorunu çözümüne bağlı. İl’de halen
faaliyet gösteren yüz civarındaki
mandıra yılın ancak 6 ayında
faaliyet gösterebiliyor. Bu küçük
işletmeler ürettikleri süt
ürünlerini yılın belirli
dilimlerinde pazarlamak zorunda
olduklarından, mallarını değerinde
satamıyorlar. Uzun süreli depolama
yüzünden mali külfet içinde
bulunuyorlar.
MERA KANUNU
KAYNAK GÖSTERİYOR AMA...
Süt üretimini
yılın en az 8 ila 10 ayında
yapılabilerek mevcut süt ürünleri
işletmelerinin tam kapasite
çalıştırılması, İl’deki tarımsal
alanlarda istihdamı
geliştirebileceği gibi ticari
canlılıkta getirilebilecek. Bu da;
süt sığırcılığını ilin şartlarında
gerçekleştirilmesi, geçmişte yapılan
küçük çaplı yatırımların
desteklenmesi, İl şartlarına uygun
projelerin hayata geçirilmesiyle
mümkün. 1998 yılında çıkarılan Mera
Kanunu kapsamında gerek ırk ıslahı
ve gerekse yem bitkileri üretimi ve
gerekse de mera ıslahı alanında
gerçekleştirilecek projeler için
mera fonunda kaynak temin
edilebilir, böylelikle süt
sığırcılığı ciddi bir gelir kapısı
haline getirilebilir olmasına
rağmen; yetkili makamlar beklenen
çabayı sergileyemedi. Süt
sığırcılığı kara düzene terkedildi.
Yani Devlet İldeki büyük tarımsal
geliri yok saydı.
KREDİLENDİRME
YANLIŞLARI
İldeki tarım
ve hayvancılık bazı alanlarda
gerileyip bazı alanlarda yok olma
tehlikesiyle karşı karşıya
kalmasının bir diğer sebebi de;
kredilendirme usüllerinin, bölge
çiftçisinin imkan ve kaynaklarına
göre yapılmamasıdır. Verilen
krediler ihtiyaca cevap vermiyor.
Faizin yüksek olması, ödeme
planlarının bölge çiftçisinin
şartlarına uymaması yüzünden,
ihtiyacı olan kesim kredi
kullanamıyor. Geçmiş dönemlerde bu
sektörde olmayanların kredilerden
faydalandırılmış olmasının cezası ve
kredi alıp ödemeyenlerin faturası;
çiftçi ve besicinin kredi alması
ağır şartlara bağlanarak hakiki
çiftçiden ve besiciden çıkarılıyor.
Bağkur pirimlerinin ödeyemeyen bu
yüzden de icra takibine gidilen
yahut hapis cezasına çarptırılan İl
çiftçisi aynı çileyi alıp
ödeyemediği ağır faizli kredilerden
de çekiyor.
İZMİR’LE
ERZURUM BİR Mİ?
Erzurum
çiftçisi; destekleme alımlarında,
tarımsal uygulamalarda ve kredi
kullanımında, Türkiye’nin tarımsal
faaliyetlerde k‰rlılık, verimlilik
gösteren ve ekonomik düzeyleri
yüksek kesimleriyle bir tutulunca,
yılın üç dört ayında tarımsal
faaliyetleri yokluk içinde
gerçekleştirmeye çalışan çiftçi ve
besici göçe maruz kalıyor. Bu kesim
önce il içine geliyor, sonra sosyo
ekonomik durumu gün geçtikçe kötüye
gittiği için, iri ve bakımsız bir
köy haline gelen Erzurum’dan da
başka illere göçüyor.
GÖRÜNEN KÖY
KLAVUZ İSTEMEZ
Görünen o ki
Erzurum’da tarım ve hayvancılığın
gelişmesi için Tarım Bakanlığı’ndan
destek ve çare beklemek ham
hayalcilikten öteye gitmiyor.
Bakanlığın imkanları da politikası
da buna müsait değil. Çare yerel
imkanları en iyi şekilde
kullanmaktan geçiyor. Ne var ki, on
yılda beş müdür değiştiren, iç
yapısı sancılı bir hal almış bulunan
Resmi Tarım Kuruluşları’ndan umut
beklemek için de; siyasetin bu
kurumlara girmemesi, kurumlardaki
idari ve teknik yapılanmanın
insiyatif kullanabilirlik üzerine
kurulması, yetki makamlarına
gelenlerin gerek teşkilatı ve
gerekse de bölgeyi iyi tanıması
gerekiyor. Bu kurumlarda üretilen
projelerin sürekliliği de şart.
TARIM
SEKTÖRÜNÜN İÇİNDE BULUNDUĞU
AÇMAZLARI İFADE İÇİN GENEL BİR YORUM
Şehirde
yaşayan hemen herkes bir köyünden
gelmiştir Erzurum’un. Hemşehricilik
kültürünün ayakta olması da bu
yüzdendir. Modern manada kentli,
kent soylu pek azdır aramızda.
Çoğumuzun ailesi kırsal kesimden,
artık geçinemediği, evlatlarının
geleceği için ışık bulamadığından
gelmiştir şehire. Hoş burada da
umduğunu bulamamıştır ya... Bu göç
yıllar önce yoğunlaşmış, önceleri
ortakçıya, marabaya terk edilen
tarım arazileri ve besi malları,
zamanla elden çıkarılmış, köylerimiz
kimsesizliğe terkedilmiştir. Dünden
bugüne, politikacılarının da
neredeyse tamamı köylerden çıkan
Erzurum tarım alanındaki cazibesini;
ihmaller ve vurdumduymaz
yöneticilerin içinden çıktıkları
yörelere ilgi duymaması sebebiyle
kaybetmiştir ne yazık ki...
POLİTİKACI
ALDATIR MI?
Köyler, tarım
alanları politikacıların seçimlerden
seçimlere uğrak yerleri olmuştur
yalnızca. Bu alanların temiz, saf ve
çalışkan insanları kendilerinden oy
istemeye gelenlerin ciddiyetlerine
inanıp, dertlerini edeplice
anlatmışlardır yıllardır.
Politikacıların vaadlerini
dinleyerek her defasında önce
umutlanmayı sonra da sükut-u hayalin
sığlığında yalnızlığa çekilmeyi
sürdürmüşlerdir bir kader gibi.
Evlerine, köylerine gelen
politikacıları kral gibi
ağırlamışlar, yedirmişler,
içirmişler, sofra kurup baş
köşelerde nutuk atmalarına,
sorunlarına kuşbakışı bakmalarına
izin vermişlerdir her zaman. Sonra
arkalarından su dökerek, hayır
duaları ederek uğurlamışlardır
köylerinden, beldelerinden. Ne ki,
bazen uğurladıkları siyasetçinin
kıratı tepmiş sonraları, bazen
süvarinin elleri şamarlamış köylünün
ak ve temiz yüzünü. Bazen altı, yedi
ok saplanmış köylünün umuduna, bazen
arılar sokmuş yüreğini. Kimi zaman
ay doğmamış karanlık gecelerine.
Kimi zaman besledikleri güvercinler
kirletmiş üstlerini. Bazen başakları
pas tutmuş tarlalarında, bazen
fidesini diktikleri güller, diken
olup çıkıvermiş orta yere. Ahırda
malı, tarlada ekini, bostanda dikini
telef etmiş de umudundan sofra
kurmuş her vakit siyasetçiye. Sonra
unutulduğunu, sonra yok olmaya
bırakıldığını, sonra umursanmadığını
görünce seslenmiş feryat edercesine:
"ört ki ölem" Hani anlatırlar ya;
Rusya’da komünizm dönemlerinde, işe
yaramazları sabun fabrikalarında
öldürüp sabun yaparlarmış. Bir gün
huysuz bir ihtiyarı kollarından
tutup fabrikaya sürüklemişler.
İhtiyar adam ayaklarını sürürken
haykırmış: "siz istediğiniz kadar
sabun yapın... köpürenin..."
Köpürmemiş köpürmesine ama;
incinmiş, yüreği burkulmuş
çiftçinin, köylünün bu aymazlıklar
karşısında. Ne üstünü örten olmuş,
ne de ölmesine izin veren.
BEG EŞŞEK
DEĞİL YA!
Bir fıkra
vardır, bilmem bilir misiniz? Bazen
başka çare kapılarına yönelmiş
heyetler halinde köylü, çiftçi,
besici. Derdini dillenmiş,
yarasından sızlanmış. "Anlamazlar
bizi", demiş heyettekilerinden
bazıları; "bunlar dilimizden,
halimizden anlamazlar."
Estağfirullahlarla cevap vermiş
köylümüz; "beg eşşek değildir ya
anlar" deyivermiş. Ne beg anlamış
derdini, ne de başkaları. Her
çaldığı kapının yüzüne kapandığını
farkettiğinde, yüreğinden yükselen
bir nidayla arz-ı hal sunmuş köylü;
"Ört ki ölem" Bazen banka
borçlarından yakınmışlar, çare
umdukları taze yetkililere. "Krediyi
değil faizini bile ödeyemiyoruz"
demişler. "Ektiğimiz bire dört bile
vermiyor, onunda birisi tohumluğa,
üçünü borca ayırıyoruz, biz ne
yiyip, ne içeceğiz" diye
dertlenmişler. "Üstüne üstlük, bir
de Bağ-Kur borçlarımız var,
primlerimizi geciktirdik, cezanın
faizi derbeder etti bizi" diyecek
olmuşlar.
DEVLET NEREDE!
Devlet, il
kaynaklarını değerlendirecek,
istihdamı geliştirecek kabilinden
fabrikalar kurmadı Erzurum’a
yıllardır. Sanayiden umut yok,
besbelli. Hele devlet eliyle
şimdilik imkansız görünüyor. Şehrin
şah damarı olan kamu kuruluşları da,
özelleştirme, başka illere kaydırma
gibi sebeplerle istihdam açısından
daraltıldıkça, şehir ekonomisi de
çıkmaza giriyor. İşçinin, memurun
aylığıyla ticaretini döndüren esnaf
da zor durumda. Bu iç karartıcı
manzaranın ötesinde ışık yalnızca
tarımsal faaliyetlere ağırlık
verilmesiyle sağlanacak gibi
görünüyor. Besicilik diriltilir,
ekim alanları tam kapasiteyle
değerlendirilir, süt inekçiliği gibi
istihdam sağlayıcı alanlar
desteklenirse tarım ekonomisi,
Erzurum’un geleceği olacak.
Otomobil, tekstil, beyaz eşya
fabrikaları kurulamayacak bu şehirde
ama; yağ, peynir, et ve süt gibi
temel gıda ihtiyaçlarına cevap
verecek bir üretim şeklinin
benimsenmesi ve bunun için gerekli
olan düzenlemelerin yapılmasıyla,
Erzurum yitirdiği ekonomik şahsiyeti
tarımsal faaliyetlerle kazanabilir
görünüyor.
Sanayi de bu
çabayla getirilebilir. Önce tarımsal
üretim, sonra tarımsal sanayi. Biz
çareyi bunda görüyoruz... Tarım
sektörünün eski canlılığına
kavuşması, il ekonomisinde
belirleyici rol üstlenmesinin ilk
şartı da siyasetin tarıma
bulaşmaması, bulaştırılmaması.
Devlet’ten beklenen; yönlendirici,
çağdaş ve akılcı tarım
politikalarını uygulamasıdır
yalnızca. Yönetici değil,
yönlendirici olacak. Bölgenin iklim
şartları, yaşayanların ekonomik
durumları göz önünde bulundurularak
yeni kredilendirme usulleri
konulacak. İlde aynı tarımsal alanda
faaliyet gösterenlerin birlikler ve
kooperatifler kurmasına ön ayak
olunacak. Toplu Konut
Kooperatifleşmesi’ndeki yöntem bu
alanda da tatbik edilecek. Resmi
Tarım Kuruluşları’nın başına, görev
yaptığı yöreyi iyi tanıyan, kırsal
kesimi hakkıyla bilen, liyakat
sahibi yöneticilerin getirilmesi ve
bu yöneticilerin siyasi
kadrolaşmasından muaf tutulması
sağlanacak. Bu kuruluşlarca;
faaliyet verilen tarım alanlarında
teorik değil pratik uygulamalarından
örnekler verilecek. Ziraat
mühendisleri masa başlarında
kalmayacak; tarlada, bostanda,
ahırda çiftçinin, besicinin yanında
olacaklar.
HER KÖYE BİR
ZİRAAT MÜHENDİSİ
Her köye bir
öğretmen ve imam yanında bir de
ziraat mühendisi görevlendirilmesi
hususunda siyasilerimiz Başbakanlık
nezdinde girişim başlatacak. Hem
ziraat mühendisleri iş sahibi
olacak, hem de köylerde tarımsal
faaliyetlere yol gösteren bir
yetkili bulunacak. Şenkaya, Olur,
Oltu gibi orman içi köylerinin
bulunduğu ilçe merkezlerinde ve
ormanlık alanlarda, ahşap yapı
imalatı, kerestecilik, doğramacılık
sanatları ihya edilecek. Bunlarla
ilgili işletmeler kurulacak. Yakacak
odun üretimine son verilerek, ağaç
kıymığından bile yararlanarak
pazarlanması mümkün olan malların
üretimi planlanacak. Bu önerileri
çoğaltmak mümkün. Biz sadece çare
kapısını aralamak istedik. Gerisi
işin uzmanlarına düşüyor. "Ya,
tedbirler alınmazsa, ya uzatılmazsa
tarım kesimine yardım eli"
diyenlerimiz çok olacaktır,
biliriz... Temenni etmiyoruz ama, o
vakit örtüsüz gidenler çoğalacaktır
emin olun!