F. GENEL
DEĞERLENDİRME VE BUGÜNKÜ MEVCUT
SİYASİ GÖRÜNÜM
a. 57.
Hükümeti oluşturan siyasi partiler
ciddi bir biçimde oy
kaybetmektedirler.
b. MHP,
başörtüsü, bölücübaşıyla ilgili
tasarruflardan dolayı seçmeninin
beklentilerine cevap verememiştir.
Söylem ve eylem farkı parti tabanını
menfi olarak etkilemiştir.
c. ANAP,
hükümetin ekonomi kanadında ağırlık
yitirmesi, ekonomik sorunlara çözüm
üretememesi; 55. hükümet döneminde
kendilerinin kadrolandırdıkları Köy
Hizmetleri işçilerine sahip
çıkmaması; KİT’lerdeki
özelleştirmede ücretli kesimin
mağdur edilmesine göz yumması ve
inançla ilgili tasarruflarda samimi
inanç sahiplerini rencide edici
tavırlara sessiz kalması; İçişleri
eski bakanı Sadettin Tantan gibi
muhafazakar politikacıların
dışlanması sebebiyle seçmeninin ilgi
ve alakasını yitirmiş bir görüntü
vermektedir.
d. 57.
Hükümeti oluşturan sağ tandanslı
partilerden kopan seçmen kesimi, DYP
ve AK Parti’ye teveccüh
göstermektedir.
e. SP’ye oy
veren seçmen kesiminde gelenekçi
kanat ağırlıklı konuma gelmiştir.
Fakat bu kesim de teşkilat
listelerinde yenilik beklentisi
içindedir.
f. Sosyal
demokrat kesimde belirsizlik hüküm
sürmektedir. Muhtemel bir genel
seçimde DSP ve CHP’nin oy
kaybetmesi, bu oylardan önemli bir
kısmının da HADEP’e kayması sürpriz
sayılmamaktadır.
g. ANAP’ın ilk
genel seçimde HADEP’le seçim itifakı
yapacağına yönelik şayialar, bu
partide ciddi zıtlaşmalara yol
açmıştır.
ğ. İldeki
seçmen eğiliminde birinci sıra AK
Partinindir. Parti Genel Merkezince
ülkenin mevcut sosyo ekonomik
yapısına yönelik olarak yapılan
değerlendirmeler ilgi
uyandırmaktadır.
h. Diğer
siyasi partilerin ülke meselelerine
yalnız eleştirel açıdan bakmasına
mukabil, AK Parti Genel Merkezince
çözümler teklif edilmesi, ülke
insanının yaşam pratiğine uygun
çözüm alternatifleri sunulması
teveccühe yol açmakta; halk bir
türlü gerçekleşmeyen beklentilerinin
AK Parti iktidarında cevap
bulacağına inanmaktadır.
i. Bir kısım
siyasi çevrelerce, mevcut seçim
kanununun değiştirilerek iki turlu
seçim sistemine geçilmesi yolundaki
çabalar halk indinde rağbet
bulmamıştır. Özellikle DYP’nin, iki
turlu seçime geçildiğinde birinci
tur sonunda ANAP’ın barajı
aşamayacağı ve ikinci turda bu parti
oylarının kendilerine kanalize
edileceği şeklindeki beklentisi,
ANAP tabanında olumlu cevap
bulamamaktadır. Bu partinin
seçmenleri, böyle bir durumda AK
Partiye yöneleceklerini ifade
etmektedirler. GENEL SONUÇ Bu Öykü
Burada Bitmez! Özellikle son
yıllarda Erzurum’un kendisiyle aynı
ölçütte olan diğer illere göre geri
kalmasından, gelişememesinden
şikayet edip duruyoruz hepimiz.
Zihni bu soruyla meşgul her
Erzurumlu, bu suale cevap arayıp
duruyor. Çoğu kez işin kolayına
kaçıp yöneticileri, bürokratları,
siyasetçileri suçluyor, böylelikle
şehrin kalkınma hızının düşmesinde
kendi suçumuzu örtmeye kalkışıyoruz.
Elbette bir kısım yöneticinin,
siyasetçinin, bürokratın ve
işadamının vebali vardır. Şehrin
sosyo ekonomik manzarası hiçte iç
açıcı değil. Türkiye’de iller
bazında kişi başına düşen milli
hasıladan aldığı pay oranıyla
Erzurum alttan 5. sırada.
Yoksulluğun genelleşmesi hızı
bakımından ise bize yetişen de
yaklaşan da yok. İşsizlik, artık
hane hane Erzurum’u kol geziyor.
Ticaret hayatı durgunluğun ötesinde.
Orta ölçekli işletme sahibi esnafın
çoğusu kepenk indiriyor. Özel sektör
can çekişiyor. Parayı bulanın başka
illere adres taşımasının üzerinden
de yıllar geçti. Öküzü öldürüp
ortaklığı bozanlar sermayeyi alıp
götürdü Erzurum’dan. Bundan çok
değil 20 yıl öncesine kadar kendine
yeten bu şehir, şimdi merkezden
nafakalandırılmaya ve
yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyor.
Yıllarca şehire, ticaret hayatına
yön veren tarım sektörünün yeller
esiyor yerinde şimdi. Bir Vakitler
Erzurum denildiğinde akla gelen
besicilik yok, bu alandaki
kredilendirme yanlışları, ehliyeti
ve liyakati yeterli olan
yöneticilerin ağırlıklı olarak bu
hizmet sektöründe yer almayışları
sebebiyle, hatalı yönlendirmeler,
siyasetin besi ahırlarına kadar
sokulması, bu büyük gelirin şehirden
gitmesine yol açtı. Ekilebilir tarım
alanları atıl durumda. Ekicilikle
uğraşanlar birer birer terke diyor
yörelerini. Ya da pancar gibi
devletin alım yaptığı ekim
tercihlerinde yoğunlaşma ve buna
rağmen destekleme alımlarının
gerekli biçimde yapılmamış olması
gibi sebeplerle ekici de, dikici de
işi bıraktı. Şehire yegane gelir
sağlayan kamu kuruluşları da birer
birer taşınıyor şehirden. Eskiden
pazardan nafakalanamayanlar kamu
sektörünün kapısını çalarken, şimdi
eğitim düzeyinin düşmesi sebebiyle,
işe girmede gerekli olan DMS’de
başarı gösterme oranının düşmesi,
kamu kuruluşlarında iş bekleyenlerin
hayalini de yıkıp götürdü.
Siyasilerimiz Erzurum için özel
uygulamaların taliplisi olmayınca
kamu kapıları da kapandı birer birer
işsiz Erzurumluların yüzüne. Bütün
bunlara bir de şehirlinin düçar
olduğu, yükselenler ve başarılı
olanlar hakkında üretilen asılsız
iftira, bühtan ve çekememezlik
illeti de eklenince, göç çoğaldı,
kalanlarda da mecal kalmadı. Eskiden
bilgisi, görgüsü, asaleti ve
liyakati olan haklıydı, sonra her ne
şekilde olursa olsun güç
sergileyenler değirmenden hak almaya
başladılar çoğunlukla. Aş taştı,
kepçe baha yitirdi. Sıra dışı bir
il, sıradan hale geldi böylelikle.
Ülkenin tarihilik bakımından en eski
ve Cumhuriyet Tarihi’nde de sosyo
ekonomik çıkışlarıyla en fazla
tebarüz etmiş ili; son yirmi yıllık
dilimde ticarette hala bir holding
çıkaramadı bünyesinden. Siyasette
ikinci adamlığa oynayanları bile
kalmadı. Sanatta aynalı, tezgahlı
ayakkabı boyacıları dışında ön plana
çıkan yok. Yok... yok... yok... Bu
Öykü böyle bitmez.. Ama bu öykü
böyle de devam etmez...
UMUT
YOLLARIMIZ KAPALI
Eski, yırtık
bir elbise içinde gezen bizim halk
tabirimizle çul partal içindeki bir
avcı, kuru ekmek yemekten diş
kalmamış ağzından tükürükler
saçarak, etrafındakilere hayali bir
av öyküsü anlatarak övünür. "Bir
ayıyla karşılaştım, bir seferinde
der; kocaman üç metre boyundaydı.
Dişleri o kadar uzundu ki karşıdan
bakan her birini bir bıçak zanneder.
Pençeleri iki adam kellesi kadardı.
Karşı karşıya gelince hemen silahımı
doğrulttum, ateş ettim. Ayı silahı
görünce üzerime saldırmaya başladı.
Ben habire tetiği çekiyorum, ama
silah bir türlü ateş almıyor. Ayı da
tam burnumun dibinde. Baktı ki
silahımda iş yok, hemen beni altına
aldı, tek pençesiyle havaya kaldırdı
ve sonra da ağzını açtı ve yuttu."
Dinleyenler, kahkaha içinde, avcıya
sorarlar; -"Amma attın ha," derler,
"seni yuttuysa, nasıl oluyor da
şimdi karşımızda bulunuyorsun, nasıl
yaşıyorsun?" Dilenci kılıklı yaşlı
avcı, derin bir iç çekerek cevap
verir hemen; "Siz buna yaşamak mı
diyorsunuz?" Teşbihimizi hoş görün.
Erzurum’da yaşamaya çalışan dar ve
orta gelirlilerin halini, sizde bir
tebessüm uyandırarak, böyle vermeye
çalıştık. İşsizlik oranı bir çığ
gibi büyüyor her gün. Genç nüfusun
yaşlı nüfusa oranı arttıkça, geçinme
derdi, hane hane sarıyor Erzurum’u.
Özelleştirme furyası çıktı çıkalı,
kamu sektöründen iş umudu yok artık.
Çalışanlar da işten çıkarılma
korkusu içinde. İşe girecek çağa
erenler Devlet Memur (DMS) ve İşçi
Sınavlarında (DİS) bir türlü
istenilen başarıyı elde edemiyorlar.
Karayazı Lisesi mezunuyla
Galatasaray Lisesini bitirenlerin
aynı sınavda değerlendirilmesi
anlayışı, Erzurumlu işsizleri heder
etmeye devam ediyor. İlin sosyo
ekonomik şartlarına göre bir
istihdam politikası uygulanması
gerekiyor gerekmesine de; bunu kim
yapacak, bilen yok. Kahvehaneler
lebalep dolu. İşsizlik ayıbının
yüzüne vurulmasını istemeyen genç
işsizler, günün büyük kısmını
buralarda tüketiyor. Onlar
tükendikçe Erzurum da tükeniyor
elbette. Onlar tükendikçe Erzurum'un
geleceği de tükeniyor. Onlar
tükendikçe, onları tüketenlerin tuzu
kurulaştıkça kurulaşıyor. Bırakın
devamlı bir işi, günü birlik de olsa
bir çay ocağında, bir kahvehanede,
bir lokantada garsonluk yapmak için
birbiriyle yarış halinde
işsizlerimiz. Günde 2-3 üç milyona
16 saat çalışmaya razı olsalar da,
bu işler de ele geçmiyor. Kiminin
çocuğu, kiminin nişanlısı, kiminin
anne ve babası, ekmek gözlüyor
onlardan. Onlarsa işsiz çıktıkları
evlerine yine işsiz dönmektense, bin
bir kere ölümü diliyorlar, tükenmiş
umutlarıyla. Onların umutları
tükeniyor, Erzurum'un da geleceği...
Kimisi seyyar bir tabla açıp
pazarcılığa soyunuyor. Üç beş
kuruşla aldığı malı sokak sokak
gezerek satmaya uğraşıyor. Aç bi-ilaç
akşamı ettiğinde sermayeyi bile
kurtaramadığına da, evine ekmek
götürümediğine kahroluyor her gün.
Talihinin dışında kimseye kızmıyor
inanın, biliyor ki pazarladığını
alacak dermanı kalmamıştır
öbürlerinin de. Geliri yüksek olanın
da tabladan mal alacak hali
olmadığının farkında. Umudunu
tablaya döktüğünü, geleceğini pazara
çıkardığını biliyor, bilmesine de;
elden bir şey gelmiyor. İşsizlik
onu, o da umutlarını tüketiyor,
derinden ve sessizce. Halk her zaman
kendisini daha da yoksullaştıracak
yeni zamların korkusunu çekiyor..
Ona da zaten alışık. "Demişler ya;
deve bir pula, demiş ki nedim!
demişler ya; deve bin pula, demiş
get getir.." Döviz beleş olsa işsize
ne, o ekmek peşinde. Ve ekmek atlı,
o yaya...
Kimisi umudunu
vakit vakit siyasete, siyasetçiye
bağlamaktan mahzun. Oy vermiş,
seçmiş; derdine, kendisi gibi
olanların derdine çare olur diye
beklemiş.. Bekleyiş hala o
bekleyiş.. Sonra seçtiklerinin,
kaybettiklerinde muhitinde
bulunmadığını, büyük şehirlerde
yurtlanıp yuvalandığını görünce,
"elim kırılsın", demiş demesine de;
eli kırılmış, yenine sığmamış. Gönlü
kırılmış, umudu kırılmış..
Bir okurumuz
bize misal olacak bir hatıra
anlatmıştı, aktaralım dilerseniz.
"Günübirlik işlerde çalışıp evini
geçindiren bir komşumuz vardı
mahallemizde. Zaman zaman işsiz
kalır, çoluk çocuğunu mahalleli
nafakalandırırdı. Birgün
muhtarımızın da delaletiyle bir evin
kullanılmayan bodrum katını bakkal
haline getirip işletmesini önerdik.
Eli dönen herkes sermayesine katkıda
bulundu. O da elinde akçe eder neyi
varsa sattı, mal aldı, bakkalını
açtı. Önceleri, evine bir ekmek dahi
götürebilmenin mutluluğuyla
görüyorduk onu. Sonraları eli
koynunda gezer oldu. Bakkaldaki mal
azaldıkça yerine yenisini de
koyamıyordu artık. Bir gün bakkalını
kapamak durumunda kaldığını anlattı
gözyaşı içinde; sebebini sorduk. -
"Ağabeyi," dedi, "veresiye
veriyordum millete. Onlar da yoksul.
Kazanıp ödüyorlardı. Birgün dükkana
bir adam geldi, yağdan ekmeğe kadar
pek çok şey aldı, parasını verdi
gitti. Ardından birkaç defa daha
geldi, yüklüce alışveriş etti. Peşin
alışveriş ettiğinden yolunu
gözlüyordum çoğu kez. En son
geldiğinde de doksan milyonluk
alışveriş yaptı; üstümde para yok,
sonra getiririm dedi, ben de daha
evvel ki durumuna itibar ederek seve
seve verdim, hatta aldıklarını
taksiye kadar da taşıdım. Aradan
uzun zaman geçti, adam gelmedi
borcunu vermeye. Gel zaman git zaman
ben de darlandım, sordum soruşturdum
adamın adresini buldum. Bir lüks
kahvede oturuyor, oyun oynuyordu.
Saygı ve hürmetle yanına yaklaştım,
halimi anlattım, borcunu ödemesini
istedim. Biraz sinirlenerek bana
baktı, sonra da ağzındaki malbora
cigarasından bir nefes çekerek, bana
döndü; ‘kaç lira alacağın var’ dedi.
-Doksan milyon, bey, dedim. Gardaş,
dedi, gel sen bana on milyon daha
ver, ben de sana ahirette yüz milyon
vereyim, cevabını duyunca önce
şaşırdım, sonra bana hep kara yüzünü
gösteren dünyadansa, ahiretteki
alacak daha iyidir, diye cebimi
yokladım, ama verecek on milyonum
yoktu. Olsaydı, vermez miydim? -Yok,
dedim, öyleyse ben ne edim, hesabı
öteki tarafta görek, dedi, sonra da
çıkıp geldim. Artık dükkanı
işletecek ne param ne de malım var,
derdimi anladın mı ağabey." Şaşırıp
kalmıştım.
Erzurumlu’nun
haliyle çok benzeşiyor bu anekdot.
Erzurumlu umut bağladıklarından
hesap soramadı bir türlü. Erzurumlu
hesap ödemeyi sürdürüyor? Oylarını,
veresiye umutlarla alanlar; üstüne
üstlük bir de kapıkulu olmasını
bekliyorlar onlardan. Nereye
kadar???
Kimbilir!