Yüzölçümü 25.066 kilometre kareyi
bulan Erzurum, toprak büyüklüğü
bakımından Türkiye’nin dördüncü
büyük ili’dir. Peru’nun Cerro de
Pasca, Bolivya’nın Potosi La Paz
Meksika’nın Meksiko City,
Kolombiya’nın Bogota, Ekvator’un
Quito, Etopya’nın Adisababa,
Yemen’in Sana şehrinden sonra 1960
metre rakımıyla dünyanın en yüksekte
kurulmuş 9.ilidir. Bu durum iklim
şartlarını olumsuz olarak
etkilemektedir. Yıllık en düşük
sıcaklık ortalamasının -37 derece
olduğu şehrin yıllık ortalama
güneşlenme süresi de 7 saatle
Türkiye ortalamasının çok
altındadır. Karla kaplı gün sayısı
113 gün olarak Türkiye’de Ağrı’dan
sonra ikinci il konumunda olan
Erzurum; Kars ve Ağrı ilerinden
sonra 155 günlük donlu gün sayısı
bakımından da ülkenin olumsuz iklim
şartlarındaki ilk üç ilinden
birisidir. Bu sebeple inşaat ve
tarım sezonu oldukça kısa olmakta,
ortalama süre 120 güne bile
ulaşamamaktadır.
I.GENEL SOSYO - EKONOMİK DURUM
515 bin 704’ü il ve ilçe merkezleri,
374 bin 390’ı da bucak ve köylerde
olmak üzere toplam 890 bin 94
kişilik nufusa malik olan Erzurum’da
kilometrekare başına 34 kişi
düşmektedir. Yerleşimin sığlığı;
olumsuz iklim şartları ve sürekli
göç sebebiyledir. Yıllık nufus artış
hızı yüzde 4.10 olan ilde; net göç
hızı eksi 113’dür. İl verdiği göç
bakımından Gümüşhane, Kastamonu,
Siirt, Tunceli, Bayburt illerinden
sonra altıncı sırada yer almaktadır.
Erzurum’da DİE verilerine göre 1995
ila 2000 yılları arasında göç eden
kişi sayısı 142 bin 642’dir. Verdiği
göçün il nufusu içindeki oranı yüzde
60’ı geçmektedir.
Göçlerin sebepleri arasında:
1.Daha iyi ekonomik şartlara ve
hayat standardına kavuşmak,
2.Olumsuz iklim şartlarından
uzaklaşmak,
3.Tahsil çağındaki çocukların daha
iyi eğitim almasını sağlamak,
4.Tasarrufları değerlendirmek
sayılabilir.
Göçlerin nitelikleri önem ve
yükseklik derecelerine göre
şöyledir:
1.İşgücü göçü (kırsal kesimden)
2.Sermaye göçü (Kent merkezi ve
banliyölerden)
3.Beyin göçü.
Diğer illere göre ölüm oranı
bakımından 17. sırada bulunmaktadır.
Hane başına düşen kişi sayısı
bakımından ise durum vahimdir: 1
nüfuslu hane sayısı 3 bin 474, oranı
yüzde 2.5; 2 nüfuslu hane sayısı 8
bin 903 , oranı yüzde 6.5; 3 nüfuslu
hane sayısı 11.357, oranı yüzde 8.4;
4 nüfuslu hane sayısı 17 bin 101,
oranı yüzde 12.6; 5 nüfuslu hane
sayısı 19 bin 641, oranı yüzde 14.5;
6 nufuslu hane sayısı 19 bin 397,
oranı yüzde 14.3; 7 nüfuslu hane
sayısı 18 bin 700, oranı yüzde 13.8;
8 nüfuslu hane sayısı 11 bin 699,
oranı yüzde 8.6; 9 nüfuslu hane
sayısı 8 bin 167, oranı yüzde 6.04;
10 ve daha yukarı nüfuslu hane
sayısı 17 bin 53, oranı yüzde 12.6.
Toplam 135 binlik hane sayısı
dikkate alınıp, hane başına düşen
nufus sayısıyla orantılandığında,
çalışan bir kişinin geçindirmek
zorunda olduğu nufus sayısı 6’yı
geçmektedir. Yani Erzurum’da çalışan
bir kişi en az 7 kişinin geçiminden
sorumludur. İbate ve iaşe açısından
ortaya çıkan bu iç karartıcı tablo,
şehrin genel ekonomik panoromasını
da olumsuz yönde etkilemektedir.
Yılda en az yedi ay çetin kış
şartlarının hakim olduğu il’de, hane
başına ısınma gideri aylık 50 dolar
civarındadır. Her Erzurumlu hane
reisi yılda ortalama 400 dolarlık
yakıt gideri ödemektedir. Devletin
bu konuda özel bir yaklaşımının
bulunmaması yüzünden, olumsuz ibate
şartları ölümcül pek çok hastalığın
yaygınlaşmasına yol açmakta; yeterli
ısınma şartlarına sahip olamayan
halk hastanelere taşınmaktadır.
Eğitim, sağlık ve ticaret
alanlarında da kronik bir hal alan
olumsuzluk söz konusudur.
Eğitimde; ilköğretimde öğretmen
başına düşen öğrenci sayısı 46,
liselerde 43’dür. Kamuya ait 20,
özel sektöre ait 3 olmak üzere
toplam 23 sağlık kurumunun bulunduğu
ilde; hekim başına düşen hasta
sayısı bin 496’dır. Toplam 16
bölgelik bir kategoride mütalaa
edilen sağlık hizmetleri bakımından
Erzurum, 15. kategoride yer
almaktadır. Şehrin bütün ekonomik
girdileri, kamu kuruluşları
vasıtasıyla sağlamaktadır. İl’deki
ticaret hayatını Atatürk
Üniversitesi başta olmak üzere
askeri kuruluşlar, kamuya ait bölge
ve il müdürlükleri çalışanları ve
öğrenciler yönlendirmektedir.
Ekonomik hayat memur ve işçi
maaşlarına endeksli bir durum arz
etmektedir.
İmalat ve sanayi sektörünün hemen
hiç olmadığı, ancak çok az sayıda
KOBİ sınıfından işletmelerin
bulunduğu Erzurum Ticaret
Sektörü’nün, Türkiye ticaret sektörü
katma değeri içindeki payı yüzde
0.56’dır. Esnafın büyük çoğunluğu
küçük çaplı işletmelerden
nafakalanmaktadır.
Pazarladıkları mallar ise üretimi
şehir dışında yapılan tüketim
maddeleridir. Bir tarım şehri
sayılmasına rağmen hayvansal gıdalar
dahi il dışından gelmektedir. Tarım
ve ticaret sektörü dışında, hane
başına düşen işsiz sayısı 3’e
ulaşmaktadır. Tarım alanında imalata
yönelik yatırımlar bulunmadığından
bu sektör içinde yer alan nufus
içinde işsizlik oranı aynı
yüksekliktedir. Özellikle son 20
yıllık süreçte şehrin sosyo ekonomik
açıdan sürekli bir geriliğe itilmiş
olması; şehir ekonomisinin özellikle
kamu yatırımları bakımından
canlandırılıp yönlendirilmemesi;
halkın inanç, düşünce ve teşebbüs
gibi sosyal dinamiklerinin
değerlendirilmemesi ve dışlanması
sebebiyle, kırsal kesimde toprağa
bağlılık azalmış, kent yerleşim
alanlarında da halkın yaşama azmi,
direnci ve sevinci kalmamıştır.
Böylelikle Erzurum’a umumi bir
karamsarlık, yarından ümitsizlik ve
bezginlik hakim olmuş; bu da
beraberinde Türkiye ortalamasının
çok üstünde yer alan göç olgusunu
körüklemiştir. Göç eden kesim’in
büyük çoğunluğunu; olumsuz iklim ve
sosyal şartlardan, daha iyi hayat
şartlarını tercih eden yüksek
gelirli kesim oluşturmaktadır.
Bu durum da beraberinde sermaye ve
beyin göçünün artışına yol
açmaktadır. Göç fenomeninin
etkilediği ikinci büyük gurup, tarım
kesimidir. Tarımsal sanayinin kamu
destekli olarak kurulmaması, devlet
teşviki görmemesi, bundan 20, 30 yıl
öncesine kadar il ekonomisinde en
büyük girdi payını oluşturan
besiciliğin yok edilmesi yüzünden
kırsal alanda dikkate değer bir
kaçış gözlenmektedir.
Bu sebeple il’deki ekilip
dikilebilir tarım arazilerinin
önemli bir kısmı atıl haldedir.
Şehrin sosyo ekonomik durumunu
sektörel bazlarla ifade etmeden
önce, devletin şehir ekonomisine
bakışına ve katkısına da değinmek
istiyoruz. ABD’nin Colorado, Alaska
eyaletleri ve İskandinav ülkelerine
benzer iklim şartlarının hakim
olduğu Erzurum devletçe, diğer
illere göre özel bir kategori içinde
değerlendirilmemiştir. Göç olgusunun
durması yolunda olumlu hiç bir adım
atılmamış, bir memur sürgün yeri
olarak gösterilen şehirde, kamu
çalışanlarının sürekli ikameti için
özel destek ve pirimler verilmemiş;
yukarıda miktarını arzettiğim
yakacak giderlerine nazaran şehrin
iklim şartları göz önüne alınarak
özel yakacak yardımına bile
gidilmemiştir. Olumsuz eğitim
şartlarında yetişen lise ve yüksek
öğrenim mezunları, Türkiye’de daha
iyi şartlarda eğitim alan illerin
gençleriyle bir tutulmuş, iş
sınavlarında Erzurum’da eğitim almış
kesim mağdur edilmiştir.
Mesela Karayazı Lisesini bitiren bir
gençle Galatasaray lisesinden mezun
olan genç aynı kategoride
tutulmuştur. Bu üniversitenin
mezunları açısından da aynilik
göstermektedir. Zaten yegane iş
kapısının kamu olduğu il halkı
böylelikle kronikleşen bir
fakirliğin kucağına itilmiştir. İşin
daha vahimi Üniversite Yerleştirme
Sınavlarındaki manzarada
gözlenmektedir. Yılın büyük
çoğunluğunu temel derslerde
öğretmensiz geçiren ve en az elli
kişilik sınıflarda eğitim gören;
sınavlara fakirlik sebebiyle özel
ders ve kitaplarla hazırlanamayan il
gençleri, girdikleri sınavda kolej
mezunlarıyla bir tutulmakta, bunun
sonucu olarak ortaya çıkan
eğitimsizlik de, il’deki yetişmiş
insan kaynağının azalmasına sebep
olmaktadır. Erzurum’un yegane
kalkınma yolu, genel kalkınma
projeleriyle değil, bölgesel
kalkınma projeleriyle mümkün
görünmesine rağmen, Türkiye
Ekonomisi’ne yön verenler bu
kalkınmaya klavuzluk edecek mevzi
plan ve projeler üretmemiş; il
çapında üretilmiş Doğu Anadolu
Kalkınma Projesine de destek
sağlamamış ve itibar etmemişlerdir.
Gerek kredilendirme ve gerekse de
vergi salımında Erzurum halkıyla
İzmir, Antalya, Aydın gibi kalkınmış
iller birlikte değerlendirilmiştir.
Kişi başına düşen gelirin bin dolar
civarında olduğu, GSMH bakımından
Türkiye genelinde 64. il konumuna
düşen Erzurum’da, insanları kente ve
toprağa bağlayacak hiçbir teşebbüs
kamu tarafından desteklenmemiş ve
bunu sağlayacak projelerin üretimine
gidilmemiştir.
Tarihi süreç içinde, Anadolu’nun en
büyük illerinden biri olan,
Anadolu’da kurulmuş bütün
medeniyetlerde merkezi konumu bulunanan; Osmanlı İmparatorluğu
döneminde İstanbul ve İzmir’den
sonra ticaret hacmi en büyük üçüncü
il olan ve Türkiye Cumhuriyeti
döneminde 1980’li yıllara kadar
ülkenin sosyo ekonomik açıdan en
canlı ve önemli ili durumunda yer
alan Erzurum; bugün gelişmişlik ve
kalkınma açısından Ülkenin son
sıralarda yer alan illerinden
biridir. Ticaret durmuş, tarım
sektörü yok olmuş, sanayi ve imalat
sektörü ise ortadan kaldırılmıştır.
80’li yıllardan sonra serbest piyasa
ekonomisine alt yapısı hazır olmadan
giren il’de zaten çok az olan
teşebbüs gücü doğmadan
öldürülmüştür.
Kamu çalışanlarından nafakalanan il
ekonomisi özelleştirmenin, il
şartları gözönünde bulundurulmadan
gerçekleştilmesi sebebiyle,
durgunluğun ötesinde bitme aşamasına
getirilmiştir. Özelleştirme
sebebiyle il’de kapanan her kamu
kuruluşu, yahut ilden tasarruf
sebebiyle taşınan her devlet
müessesesi, peşi sıra genel bir
yoksulluğa sebep olmaktadır.
Kamu yatırımı harcamaları ve kişi
başına düşen harcamalara göre
Erzurum Türkiye sıralamasında; Kars,
Siirt, Gümüşhane, Tunceli, Mardin
gibi illerin de gerisinde, 56. il
durumundadır. İl kişi başına düşen
Kamu yatırım harcamalarında Türkiye
genelinin çok altında yer almakta;
aldığı pay binde 7’den daha da
gerilere gitmektedir. Erzurum GSYİH
değeri bakımından Türkiye
sıralamasında 1979’da 24.
sıradayken, 1994’de 58., bugün de
64. il sırasına inmiştir. DPT’nin
nufus, istihdam, sağlık, eğitim gibi
50’yi aşkın değişkeni dikkate
alınarak anabileşkenler yöntemi
yoluyla yaptığı bir çalışmada, kişi
başına refah payında Erzurum 57.
sırada yer almıştır. TOBB’un 1997
yılında yaptığı Erzurum İli Gelişme
Stratejisi başlıklı araştırmaya göre
; Prof.Dr.J.Friedman’ın Entegre
Sosyo Ekonomik Modeli açısından
Erzurum’da: üstyapı Faktörleri ve
kaynakları olan Üretim, Tüketim,
Bölüşüm ve Dağıtım Altyapısının
Varlığı yeterli; Üretim
Faaliyetlerinin Yeni Kaynak
Yaratması ise yetersizdir. Altyapı
Faktör ve kaynakları açısından ise
Doğal Altyapı ve Beşeri Sermaye
kısmen yeterli; Maddi ve kurumsal
altyapı ise yetersiz durumadır.
Prof.Dong Sung Cho’nun kategorize
ettiği Gelişmede 9 Faktör Modeli
açısından bakıldığında Erzurum’da
Fiziki Faktörler bakımından Doğal
Kaynakların Kullanılabilir Olması
yeterli; İş Üretim İkliminin
Yaratılması, Destekleyici Sanayi
Kollarıyla İç Talebin Varlığı kısmen
yeterlidir. İnsan Gücü Kaynakları
bakımından ise Erzurum’da;
Nitelikli, Niteliksiz İşgücü
yeterli, Kurumsal Altyapı yetersiz,
Beşeri Sermaye kısmen yeterli,
Politikacı ve Teknokratlar yetersiz,
Öngörülmeyen özel faktörler
açısından fazla bir durum arz
etmektedir. Aynı araştırmaya göre,
Erzurum ilinde Uygulanabilir Gelişme
Stratejileri olarak Büyüme Esaslı
Gelişme Stratejisi, Bölgesel
Yapılaşmanın İstikrarına Dayalı
Gelişme Stratejisi, Bölgelerarası
Dengeye Dayalı Gelişme Stratejisi ve
Entegre Gelişme Stratejileri
arasından Büyüme Esaslı Gelişme
Stratejisinin tercih edildiği tespit
edilmiştir.
Ticaret merkezi olmaya dönük sınır
ticaretinin çalıştırılması; büyüme
kutupları yoluyla yığılma ekonomisi
ve bölgesel ihracat merkezlerinin
yaratılması; kamu yatırımlarının
sabit fiyatlar cinsinden
yürütülmesi; turizmde geri
bağlantısı yüksek girdi oluşturan
kilit sanayilerin yaratılması;
kurumsal altyapının oluşturulmasıyla
bölgesel gelişme dinamiğinin
yaratılması için cazibe teşvikleri
uygulaması ve sınır ticareti için
ulaşım şebekesinin yenilenmesini
öngören Büyüme Esaslı Gelişme
Stratejisi’nin de gerekli olan
araçların oluşturulamaması sebebiyle
uygulanabilirliğinin kalmadığını
ortaya konmuştur.
Erzurum’daki ekonomik faaliyetlere
göre birinci sırayı kamu harcamaları
almaktadır. Üretken sektörlere göre
ayırım yapıldığında sıralama
şöyledir: Tarım yüzde 23, Ticaret
yüzde 18, Ulaştırma yüzde 13.
"Sektörlerin payı küçük oynamalar
dışında değişmediği gibi, sıralamada
on yıllık bir orta vadeli dönemde de
aynı kalması, Erzurum’un tarım ve
hayvancılığı korumacı politikaların
dışında bırakılmış tarım ve
hayvancılık ürünü ithalatından çok
etkilendiğini ve bunun sonucu katma
değerini geliştirmeyip verimsiz
çizgisini sürdürdüğünü
göstermektedir.
Aynı biçimde ithal ikameci dönemde
yanlış gelişmiş olan imalat
sanayininin de iç pazar ve ihracat
imkanlarını yitirdiği
anlaşılmaktadır. Bu uzantıda
sanayinin payı gittikçe
azalmaktadır." (TOBB Araştırması)
Erzurum ile Türkiye arasındaki
ortalama kişi başına gelirin
standart sapması büyümektedir. Bu da
1980 sonrası izlenen dışa açık
ekonomi politikaları döneminde
Türkiye’nin yeknesak olarak
gelişmesi, korumanın kaldırılması,
bölgelerarası dengenin tesisi
yolunda Bölgesel Kalkınma
Politikaları’nın izlenmemesinden
kaynaklanmaktadır. Ayrıca Erzurum’un
sosyo ekonomik bakımdan gelişme
trendine girebilmesi için gerekli
olan sermayenin ithali için, tanıtım
ve lobiliciliğinin yapılabilmesi
özel bir kaynak gerektirmektedir.
Bunun da özel sektör eliyle
yapılması imkansızdır.
Devletin bu yolda bir kaynak
aktarımına gitmemiş olması yüzünden,
tanıtım faaliyetleri hemen hiç yok
gibidir. Biz konunun daha iyi
değerlendirilmesi için, Tarım,
İmalat ve Küçük Sanayi ile Hizmet
Sektörleri bakımından ilin durumunu
irdelemeyi uygun görüyoruz.