Doğu Anadolu Sanayici Ve İşadamları Derneği

Bu gün:

 

DOSİAD HAKKINDA

  • Ana Sayfa
  • Tanıtım
  • Yönetim
  • Tüzük
  • Görevler
  • Basın Bültenleri
  • E-Mail
  • Ne Mutlu Türküm Diyene

    BÖLGE İLLERİ

  • Erzurum
  • Elazığ
  • Malatya
  • Erzincan
  • Ağrı
  • Bingöl
  • Kars
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Van
  • Muş
  • Tunceli
  • Bitlis
  • Bayburt
  • Hakkari
  •  

    www.dosiad.org


    Haberleşme Adresi :
    Çaykara İş Merkezi No:2/208
    Tlf: 0442 - 234 54 59 - 234 99 97
    Faks: 0442 - 233 28 63 - ERZURUM
     

     

      E-Posta

     
     

     
     

     

      E-posta Grubu üyeliği için

     

     Hakkari Ekonomisi ...... 

    H A K K A R İ  Y O R U M

     Hakkari'de Alabalık Yetiştiriciliği

     Ramazan ŞAHİN (Vali Yardımcısı)

     

    Hakkari ilimiz çoğrafi yapısı itibariyle yüksek dağlar ve bu dağlar

    arasındaki vadilerden akan soğuk sulu akarsularla kaplıdır.

    İlimizde işsizlik had safhadadır. Bu işsizliği önlemede en büyük etkenlerden birisi de küçük ve orta ölçekli işletmelerdir(KOBİ'ler).

    İlimizde bulunan soğuk sulu akarsular tam olarak alabalık yetiştiriciliğinin gerektirdiği sulardır. İlimizdeki alabalık tüketimi oldukça yüksek olduğundan ve komşu vilayetlerle ülkemizin diğer vilayetlerinde pazarı bulunduğundan pazarlama sorunu yoktur. Bir alabalık işletmesi 5-10 milyar lira gibi cüzi bir sermaye ile kurulabildiğinden ve aile işletmesi olarak işletildiğinden kuruluş ve işletme masrafları da oldukça düşüktür. Hatta iki havuz ile başlanır ve yavru balık üretimi yapılmayıp sadece yavru balık alıp büyütüp satma şeklinde başlanırsa birkaç milyar lira ile tesis kurulabilmektedir. Bu şekilde bir kaç havuzla başlanan işletme her yıl bir havuz eklemek suretiyle büyütülebilir.

    İlimizin alabalık potansiyelini göz önüne alan valiliğimiz Hakkari'de bu alanda ilk balık havuzunu merkeze bağlı Kırıkdağ köyünden 1998 yılında inşa ederek bu alanda bir örnek olmayı ve ilimiz müteşebbislerini teşvik etmeyi amaçlamıştır. 2000 yılına kadar valiliğimizin de katkılarıyla Otluca köyü Depin mevkiinde özel şahıslar tarafından birer alabalık havuzu kurulmuştur. Aynı zamanda bir balık lokantası da beraber işletilmektedir. İki balık lokantası daha bunlara bakarak açılmıştır.

    2000 yılından itibaren Valimiz Sayın Orhan Işın'ın gayret ve teşvikleriyle Şemdinli ilçesinde bir şahıs tarafından ve merkez Taşbaşı köyünde Taşbaşı Su Ürünleri Kooperatifi kurularak bu kooperatif tarafından iki balık havuzu daha açılmıştır.

    İlimizde alabalık üretimini artırmak ve bu işi yapacak olanları teşvik etmek amacıyla normal teşvik mevzuatının sağladığı imkanlar haricinde Valiliğimizce de gerek proje hazırlanması, gerekse havuz inşaatlarının yapılarak yavru balık sağlanmasında yardım yapılmaktadır. Bu kapsamda Depin mevkii Şemdinli ve Taşbaşı köyü'nde kurulan balık havuzlarına inşaat malzemesi yardımı yapılmış ve temel kazılarında yardımcı olunmuştur. Valiliğimiz Kırıkdağ Alabalık işletmesinde yeni kurulan alabalık işletmelerine teşvik amacıyla ücretsiz alabalık yavrusu verilmektedir. Bu işletme kar amacı gütmeyip ilimizde alabalık yetiştiriciliğini öğretmek ve bu tür işletmeleri teşvik etmek amacıyla kurulmuş ve faaliyetlerine devam etmektedir.2001 yılı içerisinde bu işletmede Valiliğimizce alabalık yavru üretimi konusunda yeni kurulan işletmelerin personeline kurs verilmiştir.

    Alabalık üretim itibarı ile bire en az 250-500 (en çok 1000-2000) yavru veren bir balıktır. Bir alabalık yavrusu ortalama 9 ayda yenilebilecek ağırlığa ulaşmaktadır. Havuz eklenebildiği takdirde bir alabalık işletmesinin karı her yıl en az %200 oranında artacaktır. Dolayısıyla çalışmayı seven kişiler için çok karlı bir yatırımdır. Aynı zamanda son derece zevkli ve dinlendirici bir uğraş ve hobidir.

    İlimizin bu büyük potansiyelinin değerlendirilerek bir alabalık sektörü oluşturulması ve alabalık işletmelerinin aralarında örgütlenerek ürettikleri il ihtiyacını aşan balığı, başta komşu vilayetlere, ülkemizin diğer yerlerine ve bilahare şoklanarak yurt dışına (özellikle Arap ülkelerine) pazarlanması durumunda Hakkari'de büyük bir sektör oluşturacağı ve işsizliği önemli ölçüde azaltarak il milli gelirini en az bir kaç katına katlayacağına inanıyoruz.

     

    Hakkari'den  İ N S A N  Manzaraları

     Öğr.Görevlisi Haluk YERGİN

     

    Güzellikler vardı yanımızda görülmedik,destanlar vardı duyulmadık, nasırlı eller vardı, çalışmaktan okşamaya vakit bulamayan. Sevgi dolu yürekler vardı, Tanrı misafirine açılan.

     

    Şehrin insanı; dakikaların insanı,her zaman geç kalmanın insanı, dar ve küçük apartman odalarında, yüreklerini daraltmış stresin insanı...

     

    Baharı aratmayan bir kış günü,kendimi şehrin dışında buluverdim.Yaylaların, tarlaların, ovaların genişliği, dağların yüceliği, köy insanının yüreğini olabildiğince genişletmiş. Hayat anlam kazanmış, orada zaman, güneşle ölçülebilecek kadar geniş, sabır, yoksulluklarını hiçbir zaman anlayamayacağımız kadar derin, kapılar ve gönüller sonuna kadar açık...

     

    Öyle sabır ki; ”Bizim köy aha şurada”diye parmağının ucuyla yakın bir yeri gösteren köylü ile en az üç dört yürümeyi göze almalısınız.

     

    Her attığım adımda değişik, güzel ve gizemli bir şeyler gören gözlerim, ayaklarımın yorgunluğunu unutturuyordu.

     

    Üzerine tül perde çekilmiş gibi duran karla kaplı dağlara tırmandıkça Zap nehri, o insanları yutan,her yıl birkaç kurban alan, üzerine destanlar yazılan Zap nehri, kıvrılmış duran ince bir ip halini almıştı.

     

    Bu yüksekliğe tırmanan ben miydim, biraz  yürüyünce yorulan ben miydim? Buralara beni çıkaran ve gördüğüm güzellik; acaba hayal miydi yoksa güzel bir rüyamıydı? Belki de birazdan uyanacaktım ve bitecekti bulutlarla olan muhabbetim. Ama şirin bir kaynaktan içtiğim su ile anladım bir rüya aleminde olmadığımı, tanıdım görülmeyen fark edilmeyen HAKKARİ’yi.

     

    Böyle küçük gezintilerle dostlar edindim, hiçbir zaman unutamayacağım sıcak dostlar, hatıralar...

     

    Unutabilir miyim, azgın Zap’ın çekilmiş sularından müsaade alıp yürüyerek karşıya geçmemizi, ıslanan pantolonlarımızı,elbiselerimizi,dalgın kılavuzumuzun küçük bir hatasıyla göğsüne kadar suya batışını,korkak adımlarımızı...

     

    Unutabilir miyim, ıslak çoraplarımı giymeme müsaade etmeyen “onu çıkar bunu giy” diyerek, belki de kızının çeyizinden çıkardığı bir çift örme çorabı bana uzatan Hatem Teyzeyi...

     

    Pencerelerin bile sıcaktan açık olduğu bir saatte ,sadece ben hoşnut olayım diye odun sobasını ateşleyen Hatem Teyzeyi...

     

    Beş dakika konuştuğumuz daha doğrusu konuşmaya çalıştığımız(çok az Türkçe biliyordu)Halime Anayı, beni oğlum diye bağrına basan, yaşlı kutsal elleriyle benim için bir şeyler örmeye çalışan,bir aya kalmaz giyersin diyen ve dilinden zikir eksilmeyen Halime Anayı...

     

    Yolculuğumuzu paylaşan, yalnız yürümeyelim diye saatlerce bizimle yürüyen Hurşit Amcayı...

     

    Köylerine gidemediğim için bana darılan “Horozumuz çok yaramaz oldu keseceğim” diyerek beni imalı bir dille evine davet eden Mehmet Amcayı...

     

    Kılavuzum, dostum, Abidin’i ,Küçük adımlarıyla yorulan, yorgunluğunu hissettirmeyen ve köye vardığımızda yemek bile yiyemeden uykuya dalan Küçük Ubeyd’i ...

     

    Ve isimlerini sayamadığım bir çok dost...

     

    Gittiğim köylerde, yakım samimi ve sıcak bir ilgi ile karşılanan bir dosttum artık.Farkına varmadan onların bir parçası oluvermiştim artık.Sıcak soba etrafındaki sohbet ve şakalarla zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varamadım.Bu insanları çevremizdeki insanlardan ayıran tek özelliklerinin “Gittikleri yere yüreklerini de beraber götürmeleri” olduğunu anladım.

     

    Şehre döndüğümde ne gördüğümü soranlara tek bir kelime söyleyebildim.İNSAN...

     

    MİLLİ EĞİTİMDE BAŞARISIZLIĞIN SEBEPLERİ  Öğr.Görevlisi Hüsnü İNCİ

    Her yıl eylül ayının ortalarında başlayıp ocak ayının son haftaları yarıyıl tatili

    yaşayan, iki haftalık tatilden sonra tekrar başlayıp haziran ayının sonlarına doğru kapanan Milli Eğitim Bakanlığımıza bağlı özellikle orta öğretim kurumlarında başarı grafiklerinin özel öğretim kurumlarına göre çok düşük olduğunu görmek için çok büyük bir gayrete veya araştırma yapmaya gerek yoktur.

    Sadece Türkiye genelinde mantar gibi çoğalarak artan üniversiteye hazırlık dershaneleri bile eğitimdeki başarısızlığı göstermeye yeter.

    Artık dersaneye gitmeden iyi bir okul kazanmak hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Üstelik öğrenciler okulu bitireyim daha sonra dersaneye gider çalışır iyi bir yer kazanırım, nasıl olsa okuldaki bilgilerle zor! Gibi geçerli geçersiz ön yargılar içerisindedirler.

    Başarısızlığın nedenleri nelerdir? Sorusuna genel olarak altyapı eksiklikleri,öğretmen yetersizliği v.b. sayılmaktadır.

    Fakat tek başına bunlar yeterli değildir.Alt yapısı tamam,sınıflara göre öğrenci sayısı normal,öğretmen sayısı yeterli okullarda da başarı seviyesinin düşük olduğu görülmektedir.

    Bir de başarı seviyesi denince akla üniversite sınavını kazanmak gelmektedir ki kanaatimce bu asla ölçü olmamalıdır.Bugün lise mezunu gençlerimizin maalesef kültür seviyeleri çok düşük,sosyal yaşantı anlayışları zayıf,kısacası arabesk bir yaşantı içindedirler.Gençliğimiz tarihimizden,edebiyatımızdan,dünya aktüalitesinden,ülke sorunlarından bihaber yaşadığı,okumadığı,araştırmadığı,düşünmediği görülmektedir.Bu ortamda dahileri, kahramanları nasıl çıkaracağız.

    Eğitimciler olarak" benim oğlum bina okur,döner döner yine okur"sözünü toplumumuza mutlaka unutturmamız gerekmektedir.

    Nasıl?

    Önce öğretmenlerimizin çok iyi yetişmiş idealist ve hevesli olması gerekmektedir. Bugün maalesef öğretmenlerimizin ekseri çoğunluğu mesleğini görev esnasında (oda eğer gayretli ise) öğrenmektedir.Gayretli değilse gün geçirip saat doldurmaktadır.Bu arada olan öğrenciye olmaktadır.

    Burada çalışmayan gayretli olmayan öğretmene müeyyide uygulayacak sağlam bir denetim mekanizmasının kurulması gerekiyor.Eskiden yapılan yeterlilik imtihanının yeniden yapılması ve seviyeli bir biçimde işletilmesi tekrar düşünülmelidir.Çünkü günümüzde üniversiteye kapağı atan öğrenci er geç mutlaka mezun olabilmektedir. Üniversitelerde gününü gün ettiği için 6-7-8 yılda mezun öğrenci sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.Bugün uygulanan sistemle okulunu başarısız olduğu için 7-8 yılda bitiren öğrenci ile başarı ile mezun öğrencinin göreve başlayabilmeleri şansa bırakılmaktadır.

    Milli Eğitim Müdürlüklerinde öğretmen dağılımının dengeli yapılamaması da başarısızlığın bir nedeni sayılabilir.Aynı ilde çalışan iki öğretmenden merkezde görev yapan haftalık üç,beş saat derse girdiği bu yüzden görevinden soğuduğu görülürken taşrada görev yapan öğretmenin aşırı ders yoğunluğu yüzünden verimsiz olduğu görülmektedir.

    Okullarda özellikle müfredat programının kuru bilgilerden ibaret olmaması gerekir. Madem başarının göstergesi üniversite sınavlarıdır; öyleyse ya ders müfredatları sınavlara uydurulmalı yada sınav soruları müfredattan alınmalıdır. Sınav soruları " dersaneleri" bu memleketin insanına mecbur kılmamalıdır.Çünkü dersaneler ülkemiz için utanç kaynağıdır. Buralarda eğitim yapılmamakta, adeta genç beyinlere para karşılığı doping iğneleri vurulmaktadır.

    Her dönemi 18-19 hafta olarak planlanan okullarımızda eğitim süresinin şu şekilde olduğu açık bir gerçektir;

    1)Okulun ilk ve son haftası ders yapılmaz geleneğinin yerleşmiş olması,

    2)En az her dönem bir hafta milli ve dini bayramlarda tatil olmakta,

    3)Ortalama her öğrencinin her dönem bir hafta devamsızlık yaptığını kabul edelim,

    4)Ortalama her öğretmenin bir hafta rapor izin kullandığını kabul edelim,

    5)Her dersin ilk beş dakikalık kısmının yoklamaya defter yazmaya ayrılmaktadır, bununda her dönem bir haftalık süreyi götürdüğünü kabul edelim;

    Bu maddeleri topladığımızda altı haftalık sürenin öğrencinin tanımlamasıyla kaynadığı geriye her dönem 11,12 hafta yılda ise 23-24 hafta ders yapıldığı görülmektedir.

    Bu rakamın bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaramayacağı maalesef apaçık gerçektir.

     

    Hakkari Kilimleri ve Hisaş  

    KURULUŞUN GEÇMİŞİ:

     

    Hakkari İplik Sanayi A.Ş. ( HİSAŞ ) Hakkari İl Özel İdare Müdürlüğü, Türkiye Kalkınma Bankası ve ilçe belediyeleri, iki kasaba belediyesi ve 307 özel ve tüzel kişiden ibaret olarak 500.000 TL. sermaye ile 24 Ocak 1984 tarihinde AŞ statüsünde kurulmuştur.

     

    HİSAŞ’ın kuruluş amacı tamamı yün olan, kilim ipliklerini üretmek, yöredeki kilim dokuyucularına dağıtmak ve evlere dağıtılan tezgahlarda üretilen kilimleri pazarlamaktır.

     

    Böylece yörenin yün ve yapağı potansiyelini değerlendirerek, Hakkari’nin kendine özgü desen ve motiflerinin yer aldığı kilimlerinin halk tarafından dokunmasını yaygınlaştırmak ve yöreye istihdam sahası kazandırmaktır.

     

    KURULUŞUN SERMAYESİ:

     

    Kuruluşun sermayesi müteaddit defalarca arttırılmış olup son olarak 1996 yılında kuruluş sermayesi 50.000.000.000 TL’ye çıkarılmıştır.

     

    Şirketin ortağı olan Türkiye Kalkınma Bankası Mayıs 1993 tarihinde %74.25 nispetindeki 430.936.000 TL’lik hisselerini Hakkari İl Özel İdare Müdürlüğü’ne hibe olarak devretmiştir.

     

    Özel İdare Müdürlüğü alılan hisselerle birlikte hisse oranı % 99.99’a çıkartılmış olup, Belediye Başkanlığı ve diğer ortaklar % 01 payla şirket sermayesine ortaktır.

     

    KURULUŞUN SORUNLARI:

     

    Şirketin bünyesindeki mevcut iplik makinaları 1990 yılı başlarına kadar iplik üretimi sürdürmüş, 1990 yılı ortalarından itibaren içinde bulunduğu mali kriz ve makinalarda meydana gelen arızalar ve yıpranmalar nedeniyle iplik fabrikası üretim dışı kalmıştır.

     

    Söz konusu makinaların 1956 model olması, yedek parça, kalifiye elaman ve ulaşım zorlukları nedeniyle makinalar faal hale getirilseler de üretim ekonomik olmayacaktır. Çünkü emek – yoğun bir makine olup, üretim kapasitesi düşüktür.

     

    Yörede istihdam sahasını genişletmek amacıyla yöre halkına yönelik Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi kapsamında Hakkari Valiliği desteği ile 750 kilim tezgahı yaptırılmış olup 1000 kişiye istihdam alanı sağlanmıştır. Halen yöremizde ilçeler dahil 500 kişiye kilim tezgahlarımızda istihdam olanağı sağlanmış olup aylık ortalama 400 – 500 m²kilim üretilmekte, ancak üretilen kilimlerin pazarlanmasında sorunlar doğmaktadır. Çünkü üretilen kilimler ya satılmamakta yada maliyetinin çok altında zararına satılmaktadır. Yörede oluşturulan bu istihdam alanı canlandırılmak ve ayakta tutulabilmek için,  iplik ihtiyacı zor şartlar altında değişik ticari kuruluşlardan temin edilmektedir.

     

    Kilimcilik sektörünün ana ve vazgeçilmez girdisi olan yün iplik yörenin acil ve hayati sorunlarındandır. Kilimin ana girdisi olan ipliği daha kaliteli ve ucuz maliyetle temin etmek için yukarıda sözü edilen ve ekonomik ömrünü tamamlamış bulunan iplik makinelerinin yenilenmesi en öncelikli sorunlarından birisidir.

     

    KURULUŞUN BU GÜNKÜ DURUMU:

     

    Yukarıda sayılan sebeplerden dolayı, HİSAŞ iplik üretimi kendi ihtiyacı için yapmakta olup, kilim dokuyucularının ihtiyacı olan yün ipliklerin teminini ve kök boyaması yapmakta, atölyeler ve dokuyucular için gerekli araç ve gereçleri temin etmekte, sevk ve idareyi yapmakta olup, üretilen kilimlerin pazarlanması için büyük uğraşlar vermekte, ancak maddi imkanları kısıtlı olduğundan dış pazarlara açılmamakta ve üretilen kilimlerin yurt içinde satılması hem yeterli değil hem de ucuza satılmaktadır.

     

    Son durumu itibariyle 3 atölyede 250 tezgah faal durumda olup 250 dokuyucu ile kilim üretimine devam etmektedir.

     

    Kuruluşu daha rantabl hale getirmek için 1956 model olan iplik makinelerinin yenilenmesi, iplik fabrikasının mütemmim cüzisi olan yün yıkama ünitesinin kurulması, boyama, kilim yıkama ve gerdirme ünitelerinin kapasiteye cevap verecek tarzda genişletilmesi ve modernize edilmesi, mevcut istihdam talebine cevap vermesi için 1000 adet daha kilim tezgahı yaptırılması ve üretilen ürünlerin değerinde satılması için kilimleri yurt içi ve yurt dışı pazarının araştırılması sorunlarının giderilmesi nedeniyle toplam 350.000.000.000 TL’lik bir parasal kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır.

     

    Bu kaynak sağlandığı taktirde il genelinde 5.000 işçi istihdamı ile ilimiz el sanatlarının motoru olan kilimcilik sektörü haline gelecektir.

     

    Bu da en azından terör nedeniyle köy ve mezralarından göç eden işsiz ve yoksul kişilerin kötü emellere kanmasına bir engel teşkil edecektir.

     

    HAKKARİ’DE KİLİMCİLİK

    Coğrafi konumu itibariyle ekonomisi hayvan yetiştiriciliğine dayanan Hakkari ilimizde asırlardan beri koyunlardan elde edilen yün ve yapağılar yöre kadınlarının maharetli elleri ile kilime dönüşür. Her biri yüzlerce yıllık bir kültür birikimini yansıtan kilimler otantik özellikleri bozulmadan geleneksel bir köy el sanatı olarak üretimini her geçen gün arttırmaktadır.

     

    Kültür ve sanatımızın bir parçası olan ve yörenin kendine has desen ve  motiflerinden oluşan,kök boya ve saf yünden imal edilen kilimler, son yıllarda ilimiz halkı için önemli bir istihdam alanı ve ekonomik gelir kaynağı haline gelmiştir.

     

    Bu amaçla hem yörede halkın elinde bulunan yün ve yapağının değerlendirilerek yöre halkına gelir sağlamak, yünleri iplik haline getirerek kilimciliğin ham maddesi olan ipliği temin etmek ve hem de dünyaca meşhur Hakkari’ye özgü kaybolmaya yüz tutmuş kilimleri canlandırmak ve genişletmek amacıyla valiliğimizce bu konuya el atılmış ve ilk olarak sermayesinin % 99’u İl Özel İdare Müdürlüğüne ait HİSAŞ ( Hakkari İplik Sanayi A.Ş. ) adı altın 1985 tarihinde bir şirket kurulmuştur. Bu amaçla kurulan HİSAŞ, önceleri gözle görülür bir gelişme göstermiştir. Bünyesindeki iplik fabrikasının da ilk yıllarındaki verimli çalışması ve iplik ham maddesi olan yünün de yöreden temini neticesinde büyük bir ilerleme sağlamıştır. Bununla bağlantılı olarak kuruluş yıllarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca halka evlere dağıtılmak üzere tezgah gönderilmiş ve bu tezgahlar kilim dokuyucularına dağıtılmıştır. Ancak daha sonra yörede meydana gelen terör olayları nedeniyle hayvancılığın yok olması iplik ham maddesi olan yünü de yok etmiştir.

     

    1996 yılında şirketimizin imkanları ile büyük bir atılım başlatılarak yeni kilim dokuma tezgahları yaptırılmış ve 550’ye yaklaşan tezgah sayısı ile bu gün 800 civarında genç kız ve kadına iş imkanı sağlamıştır.

     

    Şirketin fizilibilite etütlerinde de belirtildiği üzere kuruluş amacı sosyal istihdama yöneliktir. Kar ikinci planda yer almaktadır. Amacımız yöredeki işsiz insanlarımıza iş imkanları temin etmektir. Emek-yoğun ve istihdam kapasitesi fazla olan kilimcilikle ilgili üretim ve istihdam amaçlı kilim dokuma atölyeleri açmak ve bilmeyenlere de eğitim amaçlı kilim dokuma kursları açarak kilimciliği öğretmek, özel olarak bu işe yöneleceklere öncülük etmektedir. Yöremizde el sanatları ile ilgili Yüksekokul ve Fakülte bulunmadığından eğitim amaçlı kilim dokuma kursları imkanlarımız ölçüsünde açılmaktadır. Kurslarda eğitilen kursiyerler kilim dokuma atölyelerimizde istihdam edilmektedir.

     

    Yıllık kilim üretim kapasitemiz 10.000m²’dir. Üretim kapasitesi mevcut talebe göre arttırılabilmektedir. Yıllık iplik üretimimiz ise 60 ton/yıl’dır.

     

    İlimiz merkezinde üç adet sürekli kilim dokuma atölyemiz bulunmaktadır. Sözü edilen atölyelerde 350 dokuyucu çalışmaktadır. Kilim atölyelerimiz belli bir periyodik zamana bağlı olmayıp, süreklilik arz etmektedir.

     

    Kilimlerimizin kaliteli oluşu ve tanıtımının yaygınlaştırılması sonucu yoğun siparişlerle karşı karşıya kalmaktayız. Yurt dışına da 1997 yılı içerisinde 7.000.000.000 TL’lik ihracat yapılmıştır. İhracatçı ülkeler arasında Almanya, İspanya ve Fransa başta gelmektedir.

     

    Pazarlama konusunda sergi, fuar, panayır türünde çalışmalarımız bulunmaktadır. Nitekim bugüne değin 60’tan fazla sergiye katılmış bulunmaktayız. Gerek yurt içine gerekse yurt dışına kilimcilikle ilgili tanıtım çalışmalarımız devam etmektedir. 1997 yılı Ocak ayında Almanya’nın Hannover kentinde düzenlenen Uluslararası El Sanatları Fuarına şirketimiz katılmış olup, mallarımıza büyük ilgi görülmüştür. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Hakkari Kilimleri Almanya’nın çeşitli kentlerinde açılan sergilerle tanıtılmış ve hala tanıtım çalışmaları devam etmektedir. Bunun dışında gerek broşür basımı yoluyla doğrudan ve gerekse görsel ve diğer iletişim araçları yoluyla dolaylı olarak pazarlama faaliyetlerimiz sürdürülmektedir.

     

    HAKKARİ KİLİMLERİ

    Her biri yüzlerce yıllık bir kültür birikiminin aynası olan halk sanatının en seçkin örneklerinden Hakkari Kilimleri arka arkaya çift sıra halinde geçirilmiş çözgü ipliklerinin arasında çapraz olarak önden ve arkadan atkı ipliklerinin geçirilmesi ile dokunur. Gerek çözgü gerekse atkı iplikleri yünden yapılır. Hakkari kilimlerinde çözgü sıklığı dm.de 38-42  adet, atkı sıklığı ise 80-190 çifttir. Bu sıklık kilimlerin kalitesini ve duruşunu etkiler. Hakkari kilimlerinde geneleksel olarak büyüklük 130x200 cm. boyutlarında olmasıdır. Zaman zaman dört metre boyutlarında kilimler görülse de geneleksel ve en fazla revaçta olan ebat budur.

     

    Anadolu kilimleri, desen özelliklerinin pek çoğunu Orta Asya’dan getirmiş, 13. yüzyılda Selçuklular döneminde geliştirilmiş ve zamanla her biri yöreye göre, ayrı kişilik kazanmıştır. Bir bakıma, kilim kadar üzerindeki desende kültür mirasının kendisidir. Çeşitli hayvan, çiçek, ağaç gibi figür ve motiflerin yanı sıra soyut motiflerde Hakkari Kilimlerinde yer alır.

     

    Her motifin adı ve anlamı vardır. Örneğin “Koç Boynuzu” motifi bereketi, üretkenliği, kısmeti simgelerken “Gözlü Koç Boynuzu” nazardan korumayı simgeler. Belli başlı 30 motifin bulunduğu Hakkari Kilimlerindeki kompozisyonda Herki, Şimkubik, Şamari, Halit Bey, Hevçeker kilimlerinin özelliğidir. Göbekli kompozisyon ise Sine, Nordus ve Jirki kilimi olduğunun işaretidir. Akrep desenleri kötülüğü simgelerken, bitki ve çiçek figürleri bereketi, üretkenliği mutluluğu ifade eder. Gelinkız’da denilen “Eli Belinde” adlı motif gene üretkenliği ve kısmeti simgeler. “Hayat Ağacı” figürü ise ölümsüzlüğün işaretidir.

     

    Hakkari Kilimlerinin bir başka özelliği ise geneleksel olarak 130x200 cm. boylarında olmasıdır. Ortala büyüklük 2m², ortalama ağılık ise 1700gr/m²’dir.

     

    Hakkari yöresel kilimlerinde 5 temel renk göze çarpar.

     

    1.      Kırmızı ve bordoya yakın ton,              2.      Lacivert,

     

    3.      Kahverengi,                                    4.      Siyah,

     

    5.      Beyaz. Sarı ve mavi renkler ise tali renkler olarak kullanılmaktadır.

     

    Belli başlı motiflerimiz şunlardır.  Gülsarya,  Lüleper,  Sine,  Şehvani,  Şamari,  Kesneker,  Gülçin,  Gülşivan,  Çılgül,  Gülhazar,  Gülgever,  Şimkubik,  Herki,  vs.

     

    Hakkari Kilimlerinin bir diğer önemli özelliği ise kullanılan ipliklerinin kök boya ile renklendirilmesidir. Şöyle ki, koca koca kazanlarda kaynatılan ceviz yaprağı ve kabuğundan siyah renk, “runas”  denilen bir bitki kökünden bordo, agirot çiçeğinden sarı ve mavi renkler, sütleyen ve giyazerk otundan sarı, indigo otundan lacivert, nane otundan yeşil ve tonları elde edilir. Ayrıca bu ot ve bitki köklerinin karıştırılmasıyla daha değişik renklerde elde edilmektedir. Kilim için kök boyalara yatırılan iplerde en çok beş renk baskın gelirdi. Bu beş temel renk yüzyıllardır sürdürülen kilim dokuma geleneği içinden bu güne uzanıp gelmişlerdir. Bunlar yukarıda da değinildiği üzere, kırmızı ve bordoya yakın ton, lacivert, kahverengi, siyah ve beyazdır. Bu beş temel rengin yanında yeşil, sarı ve mavi renkler de tali olarak kullanılmıştır.

     

    Amacımız bin sektör haline gelen Hakkari Kilimlerini tüm Türkiye ve Dünya pazarında çok daha iyi bir duruma getirerek özel sektöründe bu konuya daha çok ilgi duymasını sağlayarak özellikle işsizlik konusunda “emek-yoğun” bir faaliyet alanı olan  kilimcilikle büyük ölçüde çözüm getirmektir.

     

    İlimizde başlattığımız bu faaliyet ayrıca bölgemize de bir örnek olmuştur. Bu bakımdan sadece ilimiz için değil bölgemizin işsizlik sorunu açısından da önemli bir çözüm aracı olacaktır.

     

    Hedefimiz her yönüyle gelişmiş, çağdaş uygarlık seviyesine yükselmiş, vatandaşlarımızın gelir düzeylerinin arttığı, yaşam standartlarının yükseldiği modern bir Hakkari ili kurmaktır.

     

    Bu konuda da azimli ve istikrarlı çalıştığımız sürece başarılı olacağımıza inanıyoruz.

     

    ŞEMDİNLİ BALI

     Mücahit Yeşil Tarım Müdürü

     

    Dört mevsimin iç içe yaşanabildiği ülkemiz,farklı iklim özellikleri ve ekolojik bölgeleri ile tarımsal üretim çeşitliliği açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir.Ayrıca bu özelliklerinden dolayı bir çok bitki ve hayvanın gen merkezidir. Ülkemiz adeta bir arıcılık cennetidir. Türkiye’nin değişik yörelerinde çok kaliteli ballar elde edilmektedir. Ülkemiz, Dünya ballı bitkiler florasının %75’ne sahiptir zengin florası, uygun ekolojisi, koloni varlığı, arı populasyonlarındaki genetik varyasyon bakımında Türkiye büyük arıcılık potansiyeline sahiptir.

     

    Arıcılık,dünyada en yaygın tarımsal etkinliklerden biridir. Bugün dünyada yaklaşık 52 milyon koloniden 1.100 bin ton bal üretilmektedir. Türkiye de  4 milyon dolayında koloni sayısı dünyada üçüncü,63 bin ton bal üretimi ile dördüncü sıradadır.

     

    Arıcılığın tarihçesi insanlık tarihi kadar eskidir.Balın ve arıcılığın başlangıç tarihine ait tahminler şüphesiz ki binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. Bu tahmin Fransa’da III. devir tabakalarında bulunan bir arı fosili ile daha belirgin hale gelmiştir. İspanya’nın Valencia şehrinde Arana mağarasında yapılan bir incelemede bal hasadı ile ilgili ilginç bir bulguya rastlanmıştır. Bala ait ilk güvenilir bulgular günümüzden dört bin yıl öncesine ait bulunmaktadır.

     

    Arıcılık Dünyada en yaygın tarımsal etkinliklerden biridir.Tarım işletmelerini,tarla ziraatı, bağ-bahçe ve hayvancılık olmak üzere üç ana kategoriye ayırdığımızda arıcılığın bunların her üçüyle de uyum içinde olduğu görülür.Arıcılık en az sermaye ile çok kâr sağlayan bir meslektir.Yatırım harcamaları bir defaya ait olup uzun yıllar işletilen bir tesis kurulabilir.Tarımın diğer kollarında çalışmak için araziye, suya, işletme tesisine, traktöre, vs. ihtiyaç vardır.Ayrıca bunları çalıştırabilmek ve araziyi işletebilmek için yeteri kadar sermaye ve işçiye ihtiyaç duyulur.

     

    Tarih boyunca gerek yenilerek gerekse cilde sürülerek tüketilen bal %70’i kana doğrudan karışan şekerlerden oluşmaktadır.Önemli bir sağlık kaynağı olarak asit polen ve mineral içermektedir.Türkiye’nin bugün Dünya dördüncüsü olduğu arıcılıkta,ağırlıkla iki tür bal üretiliyor.Çam balı da denilen orman balı ile çiçek balı özel ballar arasında ise ıhlamur,nane,kuşdili ve portakal öne çıkıyor.

     

    Ballarda fiziksel yapı bakımından farklı özellikler vardır.Balın gerek tadı ve gerekse de aroması tamamen hammadde olan nektardan gelir.Hele taze ballarda bunu duymak daha kolaydır.Bala koku ve aromayı veren içindeki esanslı maddelerdir.Açık renkli,beyaz,sarı ve koyu esmer renge kadar çok çeşitli renkte ballar vardır.Örneğin;Akasya,ıhlamur ve üçgül balları açık renklidir.Kara buğday çam ve funda balları ise koyu renklidir.Balların rengi doğrudan doğruya bitki türüne ve nektar çeşidine bağlı bulunmaktadır.Zevkle ve severek yenmesi için balın hoş renkli olması gerekir.Beyaz ve sarı renkler daha çok istenir.Balın kalori değeri de yüksek olup;100gr balda 327cal varken 100gr yumurtada 139cal. 100gr ette 120-142cal. bulunmaktadır.Balın bünyesinde karbonhidratlar, vitaminler, maya hormonlar, mineraller, asitler, aminoasitler ve koku veren elli çeşit madde bulunur. Bal üzerinde yapılan klinik araştırmalarda balın gebelikte ,çocuk sağlığında ,nekahet ve ihtiyarlıkta faydalı olduğu gibi karaciğer, kalp,solunum, hazımda, tansiyon vb. hastalıklara iyi geldiği tespit edilmiştir.

     

    Böylece insanlığın binlerce yıldır efsanelerde aradığı ‘Ab-ı Hayat’ın BAL olduğu açıkça anlaşılmıştır.

     

    İlimizHakkari de doğanın tüm güzelliklerinin ihtişamlı bir şekilde sergilendiği, insanları adeta büyüleyen el değmemiş doğal yapısı,kayak sporları, yayla yaşamı, yöresel el sanatları, cevizi, balı, otlu peyniri ve tütünü ile yerli ve yabancı turistlerin ve araştırmacıların görmek ve gezmek istedikleri güzel Türkiye’mizin bir serhat şehridir.Yılın on iki ayında karla kaplı dağların yüksek dorukları,buzul gölleri,yayların gözü doyuran,ruhu ferahlatan güzellikleri,ayna gibi berrak ve serin suları,yüksek şelaleleri ile insanoğlunu cezbeden bu manzaraya başka bir yerde rastlamak kolay kolay mümkün değildir.

     

    İlimizin arazi yapısı engebeli olup dar bir alan içinde topoğrafik farklılıkları nedeni ile arıcılık sezonu diğer illere göre daha uzun sürmektedir. İlimizdeki bu yükseklik farklılıklarının yanı sıra; bitki örtüsü bakımından zengin bir flora