H A K K A R İ Y O R U M
Hakkari'de Alabalık
Yetiştiriciliği
Ramazan ŞAHİN (Vali Yardımcısı)
Hakkari ilimiz çoğrafi yapısı
itibariyle yüksek dağlar ve bu
dağlar
arasındaki vadilerden akan soğuk
sulu akarsularla kaplıdır.
İlimizde işsizlik had
safhadadır. Bu işsizliği
önlemede en büyük etkenlerden
birisi de küçük ve orta ölçekli
işletmelerdir(KOBİ'ler).
İlimizde bulunan soğuk sulu
akarsular tam olarak alabalık
yetiştiriciliğinin gerektirdiği
sulardır. İlimizdeki alabalık
tüketimi oldukça yüksek
olduğundan ve komşu vilayetlerle
ülkemizin diğer vilayetlerinde
pazarı bulunduğundan pazarlama
sorunu yoktur. Bir alabalık
işletmesi 5-10 milyar lira gibi
cüzi bir sermaye ile
kurulabildiğinden ve aile
işletmesi olarak işletildiğinden
kuruluş ve işletme masrafları da
oldukça düşüktür. Hatta iki
havuz ile başlanır ve yavru
balık üretimi yapılmayıp sadece
yavru balık alıp büyütüp satma
şeklinde başlanırsa birkaç
milyar lira ile tesis
kurulabilmektedir. Bu şekilde
bir kaç havuzla başlanan işletme
her yıl bir havuz eklemek
suretiyle büyütülebilir.
İlimizin alabalık potansiyelini
göz önüne alan valiliğimiz
Hakkari'de bu alanda ilk balık
havuzunu merkeze bağlı Kırıkdağ
köyünden 1998 yılında inşa
ederek bu alanda bir örnek
olmayı ve ilimiz
müteşebbislerini teşvik etmeyi
amaçlamıştır. 2000 yılına kadar
valiliğimizin de katkılarıyla
Otluca köyü Depin mevkiinde özel
şahıslar tarafından birer
alabalık havuzu kurulmuştur.
Aynı zamanda bir balık lokantası
da beraber işletilmektedir. İki
balık lokantası daha bunlara
bakarak açılmıştır.
2000 yılından itibaren Valimiz
Sayın Orhan Işın'ın gayret ve
teşvikleriyle Şemdinli ilçesinde
bir şahıs tarafından ve merkez
Taşbaşı köyünde Taşbaşı Su
Ürünleri Kooperatifi kurularak
bu kooperatif tarafından iki
balık havuzu daha açılmıştır.
İlimizde alabalık üretimini
artırmak ve bu işi yapacak
olanları teşvik etmek amacıyla
normal teşvik mevzuatının
sağladığı imkanlar haricinde
Valiliğimizce de gerek proje
hazırlanması, gerekse havuz
inşaatlarının yapılarak yavru
balık sağlanmasında yardım
yapılmaktadır. Bu kapsamda Depin
mevkii Şemdinli ve Taşbaşı
köyü'nde kurulan balık
havuzlarına inşaat malzemesi
yardımı yapılmış ve temel
kazılarında yardımcı olunmuştur.
Valiliğimiz Kırıkdağ Alabalık
işletmesinde yeni kurulan
alabalık işletmelerine teşvik
amacıyla ücretsiz alabalık
yavrusu verilmektedir. Bu
işletme kar amacı gütmeyip
ilimizde alabalık
yetiştiriciliğini öğretmek ve bu
tür işletmeleri teşvik etmek
amacıyla kurulmuş ve
faaliyetlerine devam
etmektedir.2001 yılı içerisinde
bu işletmede Valiliğimizce
alabalık yavru üretimi konusunda
yeni kurulan işletmelerin
personeline kurs verilmiştir.
Alabalık üretim itibarı ile bire
en az 250-500 (en çok 1000-2000)
yavru veren bir balıktır. Bir
alabalık yavrusu ortalama 9 ayda
yenilebilecek ağırlığa
ulaşmaktadır. Havuz
eklenebildiği takdirde bir
alabalık işletmesinin karı her
yıl en az %200 oranında
artacaktır. Dolayısıyla
çalışmayı seven kişiler için çok
karlı bir yatırımdır. Aynı
zamanda son derece zevkli ve
dinlendirici bir uğraş ve
hobidir.
İlimizin bu büyük potansiyelinin
değerlendirilerek bir alabalık
sektörü oluşturulması ve
alabalık işletmelerinin
aralarında örgütlenerek
ürettikleri il ihtiyacını aşan
balığı, başta komşu vilayetlere,
ülkemizin diğer yerlerine ve
bilahare şoklanarak yurt dışına
(özellikle Arap ülkelerine)
pazarlanması durumunda
Hakkari'de büyük bir sektör
oluşturacağı ve işsizliği önemli
ölçüde azaltarak il milli
gelirini en az bir kaç katına
katlayacağına inanıyoruz.
Hakkari'den İ N S A N
Manzaraları
Öğr.Görevlisi Haluk YERGİN
Güzellikler vardı yanımızda
görülmedik,destanlar vardı
duyulmadık, nasırlı eller vardı,
çalışmaktan okşamaya vakit
bulamayan. Sevgi dolu yürekler
vardı, Tanrı misafirine açılan.
Şehrin insanı; dakikaların
insanı,her zaman geç kalmanın
insanı, dar ve küçük apartman
odalarında, yüreklerini
daraltmış stresin insanı...
Baharı aratmayan bir kış
günü,kendimi şehrin dışında
buluverdim.Yaylaların,
tarlaların, ovaların genişliği,
dağların yüceliği, köy insanının
yüreğini olabildiğince
genişletmiş. Hayat anlam
kazanmış, orada zaman, güneşle
ölçülebilecek kadar geniş,
sabır, yoksulluklarını hiçbir
zaman anlayamayacağımız kadar
derin, kapılar ve gönüller
sonuna kadar açık...
Öyle sabır ki; ”Bizim köy aha
şurada”diye parmağının ucuyla
yakın bir yeri gösteren köylü
ile en az üç dört yürümeyi göze
almalısınız.
Her attığım adımda değişik,
güzel ve gizemli bir şeyler
gören gözlerim, ayaklarımın
yorgunluğunu unutturuyordu.
Üzerine tül perde çekilmiş gibi
duran karla kaplı dağlara
tırmandıkça Zap nehri, o
insanları yutan,her yıl birkaç
kurban alan, üzerine destanlar
yazılan Zap nehri, kıvrılmış
duran ince bir ip halini
almıştı.
Bu yüksekliğe tırmanan ben
miydim, biraz yürüyünce yorulan
ben miydim? Buralara beni
çıkaran ve gördüğüm güzellik;
acaba hayal miydi yoksa güzel
bir rüyamıydı? Belki de birazdan
uyanacaktım ve bitecekti
bulutlarla olan muhabbetim. Ama
şirin bir kaynaktan içtiğim su
ile anladım bir rüya aleminde
olmadığımı, tanıdım görülmeyen
fark edilmeyen HAKKARİ’yi.
Böyle küçük gezintilerle dostlar
edindim, hiçbir zaman
unutamayacağım sıcak dostlar,
hatıralar...
Unutabilir miyim, azgın Zap’ın
çekilmiş sularından müsaade alıp
yürüyerek karşıya geçmemizi,
ıslanan
pantolonlarımızı,elbiselerimizi,dalgın
kılavuzumuzun küçük bir
hatasıyla göğsüne kadar suya
batışını,korkak adımlarımızı...
Unutabilir miyim, ıslak
çoraplarımı giymeme müsaade
etmeyen “onu çıkar bunu giy”
diyerek, belki de kızının
çeyizinden çıkardığı bir çift
örme çorabı bana uzatan Hatem
Teyzeyi...
Pencerelerin bile sıcaktan açık
olduğu bir saatte ,sadece ben
hoşnut olayım diye odun sobasını
ateşleyen Hatem Teyzeyi...
Beş dakika konuştuğumuz daha
doğrusu konuşmaya
çalıştığımız(çok az Türkçe
biliyordu)Halime Anayı, beni
oğlum diye bağrına basan, yaşlı
kutsal elleriyle benim için bir
şeyler örmeye çalışan,bir aya
kalmaz giyersin diyen ve
dilinden zikir eksilmeyen Halime
Anayı...
Yolculuğumuzu paylaşan, yalnız
yürümeyelim diye saatlerce
bizimle yürüyen Hurşit Amcayı...
Köylerine gidemediğim için bana
darılan “Horozumuz çok yaramaz
oldu keseceğim” diyerek beni
imalı bir dille evine davet eden
Mehmet Amcayı...
Kılavuzum, dostum, Abidin’i
,Küçük adımlarıyla yorulan,
yorgunluğunu hissettirmeyen ve
köye vardığımızda yemek bile
yiyemeden uykuya dalan Küçük
Ubeyd’i ...
Ve isimlerini sayamadığım bir
çok dost...
Gittiğim köylerde, yakım samimi
ve sıcak bir ilgi ile karşılanan
bir dosttum artık.Farkına
varmadan onların bir parçası
oluvermiştim artık.Sıcak soba
etrafındaki sohbet ve şakalarla
zamanın nasıl geçtiğinin farkına
bile varamadım.Bu insanları
çevremizdeki insanlardan ayıran
tek özelliklerinin “Gittikleri
yere yüreklerini de beraber
götürmeleri” olduğunu anladım.
Şehre döndüğümde ne gördüğümü
soranlara tek bir kelime
söyleyebildim.İNSAN...
MİLLİ EĞİTİMDE BAŞARISIZLIĞIN
SEBEPLERİ Öğr.Görevlisi Hüsnü
İNCİ
Her yıl eylül ayının ortalarında
başlayıp ocak ayının son
haftaları yarıyıl tatili
yaşayan, iki haftalık tatilden
sonra tekrar başlayıp haziran
ayının sonlarına doğru kapanan
Milli Eğitim Bakanlığımıza bağlı
özellikle orta öğretim
kurumlarında başarı
grafiklerinin özel öğretim
kurumlarına göre çok düşük
olduğunu görmek için çok büyük
bir gayrete veya araştırma
yapmaya gerek yoktur.
Sadece Türkiye genelinde mantar
gibi çoğalarak artan
üniversiteye hazırlık
dershaneleri bile eğitimdeki
başarısızlığı göstermeye yeter.
Artık dersaneye gitmeden iyi bir
okul kazanmak hemen hemen
imkansız hale gelmiştir. Üstelik
öğrenciler okulu bitireyim daha
sonra dersaneye gider çalışır
iyi bir yer kazanırım, nasıl
olsa okuldaki bilgilerle zor!
Gibi geçerli geçersiz ön
yargılar içerisindedirler.
Başarısızlığın nedenleri
nelerdir? Sorusuna genel olarak
altyapı eksiklikleri,öğretmen
yetersizliği v.b. sayılmaktadır.
Fakat tek başına bunlar yeterli
değildir.Alt yapısı
tamam,sınıflara göre öğrenci
sayısı normal,öğretmen sayısı
yeterli okullarda da başarı
seviyesinin düşük olduğu
görülmektedir.
Bir de başarı seviyesi denince
akla üniversite sınavını
kazanmak gelmektedir ki
kanaatimce bu asla ölçü
olmamalıdır.Bugün lise mezunu
gençlerimizin maalesef kültür
seviyeleri çok düşük,sosyal
yaşantı anlayışları
zayıf,kısacası arabesk bir
yaşantı içindedirler.Gençliğimiz
tarihimizden,edebiyatımızdan,dünya
aktüalitesinden,ülke
sorunlarından bihaber
yaşadığı,okumadığı,araştırmadığı,düşünmediği
görülmektedir.Bu ortamda
dahileri, kahramanları nasıl
çıkaracağız.
Eğitimciler olarak" benim oğlum
bina okur,döner döner yine
okur"sözünü toplumumuza mutlaka
unutturmamız gerekmektedir.
Nasıl?
Önce öğretmenlerimizin çok iyi
yetişmiş idealist ve hevesli
olması gerekmektedir. Bugün
maalesef öğretmenlerimizin
ekseri çoğunluğu mesleğini görev
esnasında (oda eğer gayretli
ise) öğrenmektedir.Gayretli
değilse gün geçirip saat
doldurmaktadır.Bu arada olan
öğrenciye olmaktadır.
Burada çalışmayan gayretli
olmayan öğretmene müeyyide
uygulayacak sağlam bir denetim
mekanizmasının kurulması
gerekiyor.Eskiden yapılan
yeterlilik imtihanının yeniden
yapılması ve seviyeli bir
biçimde işletilmesi tekrar
düşünülmelidir.Çünkü günümüzde
üniversiteye kapağı atan öğrenci
er geç mutlaka mezun
olabilmektedir. Üniversitelerde
gününü gün ettiği için 6-7-8
yılda mezun öğrenci sayısı
azımsanmayacak kadar
çoktur.Bugün uygulanan sistemle
okulunu başarısız olduğu için
7-8 yılda bitiren öğrenci ile
başarı ile mezun öğrencinin
göreve başlayabilmeleri şansa
bırakılmaktadır.
Milli Eğitim Müdürlüklerinde
öğretmen dağılımının dengeli
yapılamaması da başarısızlığın
bir nedeni sayılabilir.Aynı ilde
çalışan iki öğretmenden merkezde
görev yapan haftalık üç,beş saat
derse girdiği bu yüzden
görevinden soğuduğu görülürken
taşrada görev yapan öğretmenin
aşırı ders yoğunluğu yüzünden
verimsiz olduğu görülmektedir.
Okullarda özellikle müfredat
programının kuru bilgilerden
ibaret olmaması gerekir. Madem
başarının göstergesi üniversite
sınavlarıdır; öyleyse ya ders
müfredatları sınavlara
uydurulmalı yada sınav soruları
müfredattan alınmalıdır. Sınav
soruları " dersaneleri" bu
memleketin insanına mecbur
kılmamalıdır.Çünkü dersaneler
ülkemiz için utanç kaynağıdır.
Buralarda eğitim yapılmamakta,
adeta genç beyinlere para
karşılığı doping iğneleri
vurulmaktadır.
Her dönemi 18-19 hafta olarak
planlanan okullarımızda eğitim
süresinin şu şekilde olduğu açık
bir gerçektir;
1)Okulun ilk ve son haftası ders
yapılmaz geleneğinin yerleşmiş
olması,
2)En az her dönem bir hafta
milli ve dini bayramlarda tatil
olmakta,
3)Ortalama her öğrencinin her
dönem bir hafta devamsızlık
yaptığını kabul edelim,
4)Ortalama her öğretmenin bir
hafta rapor izin kullandığını
kabul edelim,
5)Her dersin ilk beş dakikalık
kısmının yoklamaya defter
yazmaya ayrılmaktadır, bununda
her dönem bir haftalık süreyi
götürdüğünü kabul edelim;
Bu maddeleri topladığımızda altı
haftalık sürenin öğrencinin
tanımlamasıyla kaynadığı geriye
her dönem 11,12 hafta yılda ise
23-24 hafta ders yapıldığı
görülmektedir.
Bu rakamın bizi muasır
medeniyetler seviyesine
çıkaramayacağı maalesef apaçık
gerçektir.
Hakkari Kilimleri ve Hisaş
KURULUŞUN GEÇMİŞİ:
Hakkari İplik Sanayi A.Ş. (
HİSAŞ ) Hakkari İl Özel İdare
Müdürlüğü, Türkiye Kalkınma
Bankası ve ilçe belediyeleri,
iki kasaba belediyesi ve 307
özel ve tüzel kişiden ibaret
olarak 500.000 TL. sermaye ile
24 Ocak 1984 tarihinde AŞ
statüsünde kurulmuştur.
HİSAŞ’ın kuruluş amacı tamamı
yün olan, kilim ipliklerini
üretmek, yöredeki kilim
dokuyucularına dağıtmak ve
evlere dağıtılan tezgahlarda
üretilen kilimleri
pazarlamaktır.
Böylece yörenin yün ve yapağı
potansiyelini değerlendirerek,
Hakkari’nin kendine özgü desen
ve motiflerinin yer aldığı
kilimlerinin halk tarafından
dokunmasını yaygınlaştırmak ve
yöreye istihdam sahası
kazandırmaktır.
KURULUŞUN SERMAYESİ:
Kuruluşun sermayesi müteaddit
defalarca arttırılmış olup son
olarak 1996 yılında kuruluş
sermayesi 50.000.000.000 TL’ye
çıkarılmıştır.
Şirketin ortağı olan Türkiye
Kalkınma Bankası Mayıs 1993
tarihinde %74.25 nispetindeki
430.936.000 TL’lik hisselerini
Hakkari İl Özel İdare
Müdürlüğü’ne hibe olarak
devretmiştir.
Özel İdare Müdürlüğü alılan
hisselerle birlikte hisse oranı
% 99.99’a çıkartılmış olup,
Belediye Başkanlığı ve diğer
ortaklar % 01 payla şirket
sermayesine ortaktır.
KURULUŞUN SORUNLARI:
Şirketin bünyesindeki mevcut
iplik makinaları 1990 yılı
başlarına kadar iplik üretimi
sürdürmüş, 1990 yılı
ortalarından itibaren içinde
bulunduğu mali kriz ve
makinalarda meydana gelen
arızalar ve yıpranmalar
nedeniyle iplik fabrikası üretim
dışı kalmıştır.
Söz konusu makinaların 1956
model olması, yedek parça,
kalifiye elaman ve ulaşım
zorlukları nedeniyle makinalar
faal hale getirilseler de üretim
ekonomik olmayacaktır. Çünkü
emek – yoğun bir makine olup,
üretim kapasitesi düşüktür.
Yörede istihdam sahasını
genişletmek amacıyla yöre
halkına yönelik Güneydoğu
Anadolu Kalkınma Projesi
kapsamında Hakkari Valiliği
desteği ile 750 kilim tezgahı
yaptırılmış olup 1000 kişiye
istihdam alanı sağlanmıştır.
Halen yöremizde ilçeler dahil
500 kişiye kilim tezgahlarımızda
istihdam olanağı sağlanmış olup
aylık ortalama 400 – 500 m²kilim
üretilmekte, ancak üretilen
kilimlerin pazarlanmasında
sorunlar doğmaktadır. Çünkü
üretilen kilimler ya
satılmamakta yada maliyetinin
çok altında zararına
satılmaktadır. Yörede
oluşturulan bu istihdam alanı
canlandırılmak ve ayakta
tutulabilmek için, iplik
ihtiyacı zor şartlar altında
değişik ticari kuruluşlardan
temin edilmektedir.
Kilimcilik sektörünün ana ve
vazgeçilmez girdisi olan yün
iplik yörenin acil ve hayati
sorunlarındandır. Kilimin ana
girdisi olan ipliği daha
kaliteli ve ucuz maliyetle temin
etmek için yukarıda sözü edilen
ve ekonomik ömrünü tamamlamış
bulunan iplik makinelerinin
yenilenmesi en öncelikli
sorunlarından birisidir.
KURULUŞUN BU GÜNKÜ DURUMU:
Yukarıda sayılan sebeplerden
dolayı, HİSAŞ iplik üretimi
kendi ihtiyacı için yapmakta
olup, kilim dokuyucularının
ihtiyacı olan yün ipliklerin
teminini ve kök boyaması
yapmakta, atölyeler ve
dokuyucular için gerekli araç ve
gereçleri temin etmekte, sevk ve
idareyi yapmakta olup, üretilen
kilimlerin pazarlanması için
büyük uğraşlar vermekte, ancak
maddi imkanları kısıtlı
olduğundan dış pazarlara
açılmamakta ve üretilen
kilimlerin yurt içinde satılması
hem yeterli değil hem de ucuza
satılmaktadır.
Son durumu itibariyle 3 atölyede
250 tezgah faal durumda olup 250
dokuyucu ile kilim üretimine
devam etmektedir.
Kuruluşu daha rantabl hale
getirmek için 1956 model olan
iplik makinelerinin yenilenmesi,
iplik fabrikasının mütemmim
cüzisi olan yün yıkama
ünitesinin kurulması, boyama,
kilim yıkama ve gerdirme
ünitelerinin kapasiteye cevap
verecek tarzda genişletilmesi ve
modernize edilmesi, mevcut
istihdam talebine cevap vermesi
için 1000 adet daha kilim
tezgahı yaptırılması ve üretilen
ürünlerin değerinde satılması
için kilimleri yurt içi ve yurt
dışı pazarının araştırılması
sorunlarının giderilmesi
nedeniyle toplam 350.000.000.000
TL’lik bir parasal kaynağa
ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu kaynak sağlandığı taktirde il
genelinde 5.000 işçi istihdamı
ile ilimiz el sanatlarının
motoru olan kilimcilik sektörü
haline gelecektir.
Bu da en azından terör nedeniyle
köy ve mezralarından göç eden
işsiz ve yoksul kişilerin kötü
emellere kanmasına bir engel
teşkil edecektir.
HAKKARİ’DE KİLİMCİLİK
Coğrafi konumu itibariyle
ekonomisi hayvan
yetiştiriciliğine dayanan
Hakkari ilimizde asırlardan beri
koyunlardan elde edilen yün ve
yapağılar yöre kadınlarının
maharetli elleri ile kilime
dönüşür. Her biri yüzlerce
yıllık bir kültür birikimini
yansıtan kilimler otantik
özellikleri bozulmadan
geleneksel bir köy el sanatı
olarak üretimini her geçen gün
arttırmaktadır.
Kültür ve sanatımızın bir
parçası olan ve yörenin kendine
has desen ve motiflerinden
oluşan,kök boya ve saf yünden
imal edilen kilimler, son
yıllarda ilimiz halkı için
önemli bir istihdam alanı ve
ekonomik gelir kaynağı haline
gelmiştir.
Bu amaçla hem yörede halkın
elinde bulunan yün ve yapağının
değerlendirilerek yöre halkına
gelir sağlamak, yünleri iplik
haline getirerek kilimciliğin
ham maddesi olan ipliği temin
etmek ve hem de dünyaca meşhur
Hakkari’ye özgü kaybolmaya yüz
tutmuş kilimleri canlandırmak ve
genişletmek amacıyla
valiliğimizce bu konuya el
atılmış ve ilk olarak
sermayesinin % 99’u İl Özel
İdare Müdürlüğüne ait HİSAŞ (
Hakkari İplik Sanayi A.Ş. ) adı
altın 1985 tarihinde bir şirket
kurulmuştur. Bu amaçla kurulan
HİSAŞ, önceleri gözle görülür
bir gelişme göstermiştir.
Bünyesindeki iplik fabrikasının
da ilk yıllarındaki verimli
çalışması ve iplik ham maddesi
olan yünün de yöreden temini
neticesinde büyük bir ilerleme
sağlamıştır. Bununla bağlantılı
olarak kuruluş yıllarında Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı’nca halka
evlere dağıtılmak üzere tezgah
gönderilmiş ve bu tezgahlar
kilim dokuyucularına
dağıtılmıştır. Ancak daha sonra
yörede meydana gelen terör
olayları nedeniyle hayvancılığın
yok olması iplik ham maddesi
olan yünü de yok etmiştir.
1996 yılında şirketimizin
imkanları ile büyük bir atılım
başlatılarak yeni kilim dokuma
tezgahları yaptırılmış ve 550’ye
yaklaşan tezgah sayısı ile bu
gün 800 civarında genç kız ve
kadına iş imkanı sağlamıştır.
Şirketin fizilibilite
etütlerinde de belirtildiği
üzere kuruluş amacı sosyal
istihdama yöneliktir. Kar ikinci
planda yer almaktadır. Amacımız
yöredeki işsiz insanlarımıza iş
imkanları temin etmektir.
Emek-yoğun ve istihdam
kapasitesi fazla olan
kilimcilikle ilgili üretim ve
istihdam amaçlı kilim dokuma
atölyeleri açmak ve bilmeyenlere
de eğitim amaçlı kilim dokuma
kursları açarak kilimciliği
öğretmek, özel olarak bu işe
yöneleceklere öncülük
etmektedir. Yöremizde el
sanatları ile ilgili Yüksekokul
ve Fakülte bulunmadığından
eğitim amaçlı kilim dokuma
kursları imkanlarımız ölçüsünde
açılmaktadır. Kurslarda eğitilen
kursiyerler kilim dokuma
atölyelerimizde istihdam
edilmektedir.
Yıllık kilim üretim kapasitemiz
10.000m²’dir. Üretim kapasitesi
mevcut talebe göre
arttırılabilmektedir. Yıllık
iplik üretimimiz ise 60
ton/yıl’dır.
İlimiz merkezinde üç adet
sürekli kilim dokuma atölyemiz
bulunmaktadır. Sözü edilen
atölyelerde 350 dokuyucu
çalışmaktadır. Kilim
atölyelerimiz belli bir
periyodik zamana bağlı olmayıp,
süreklilik arz etmektedir.
Kilimlerimizin kaliteli oluşu ve
tanıtımının yaygınlaştırılması
sonucu yoğun siparişlerle karşı
karşıya kalmaktayız. Yurt dışına
da 1997 yılı içerisinde
7.000.000.000 TL’lik ihracat
yapılmıştır. İhracatçı ülkeler
arasında Almanya, İspanya ve
Fransa başta gelmektedir.
Pazarlama konusunda sergi, fuar,
panayır türünde çalışmalarımız
bulunmaktadır. Nitekim bugüne
değin 60’tan fazla sergiye
katılmış bulunmaktayız. Gerek
yurt içine gerekse yurt dışına
kilimcilikle ilgili tanıtım
çalışmalarımız devam etmektedir.
1997 yılı Ocak ayında
Almanya’nın Hannover kentinde
düzenlenen Uluslararası El
Sanatları Fuarına şirketimiz
katılmış olup, mallarımıza büyük
ilgi görülmüştür. Dışişleri
Bakanlığı aracılığıyla Hakkari
Kilimleri Almanya’nın çeşitli
kentlerinde açılan sergilerle
tanıtılmış ve hala tanıtım
çalışmaları devam etmektedir.
Bunun dışında gerek broşür
basımı yoluyla doğrudan ve
gerekse görsel ve diğer iletişim
araçları yoluyla dolaylı olarak
pazarlama faaliyetlerimiz
sürdürülmektedir.
HAKKARİ KİLİMLERİ
Her biri yüzlerce yıllık bir
kültür birikiminin aynası olan
halk sanatının en seçkin
örneklerinden Hakkari Kilimleri
arka arkaya çift sıra halinde
geçirilmiş çözgü ipliklerinin
arasında çapraz olarak önden ve
arkadan atkı ipliklerinin
geçirilmesi ile dokunur. Gerek
çözgü gerekse atkı iplikleri
yünden yapılır. Hakkari
kilimlerinde çözgü sıklığı dm.de
38-42 adet, atkı sıklığı ise
80-190 çifttir. Bu sıklık
kilimlerin kalitesini ve
duruşunu etkiler. Hakkari
kilimlerinde geneleksel olarak
büyüklük 130x200 cm.
boyutlarında olmasıdır. Zaman
zaman dört metre boyutlarında
kilimler görülse de geneleksel
ve en fazla revaçta olan ebat
budur.
Anadolu kilimleri, desen
özelliklerinin pek çoğunu Orta
Asya’dan getirmiş, 13. yüzyılda
Selçuklular döneminde
geliştirilmiş ve zamanla her
biri yöreye göre, ayrı kişilik
kazanmıştır. Bir bakıma, kilim
kadar üzerindeki desende kültür
mirasının kendisidir. Çeşitli
hayvan, çiçek, ağaç gibi figür
ve motiflerin yanı sıra soyut
motiflerde Hakkari Kilimlerinde
yer alır.
Her motifin adı ve anlamı
vardır. Örneğin “Koç Boynuzu”
motifi bereketi, üretkenliği,
kısmeti simgelerken “Gözlü Koç
Boynuzu” nazardan korumayı
simgeler. Belli başlı 30 motifin
bulunduğu Hakkari Kilimlerindeki
kompozisyonda Herki, Şimkubik,
Şamari, Halit Bey, Hevçeker
kilimlerinin özelliğidir.
Göbekli kompozisyon ise Sine,
Nordus ve Jirki kilimi olduğunun
işaretidir. Akrep desenleri
kötülüğü simgelerken, bitki ve
çiçek figürleri bereketi,
üretkenliği mutluluğu ifade
eder. Gelinkız’da denilen “Eli
Belinde” adlı motif gene
üretkenliği ve kısmeti simgeler.
“Hayat Ağacı” figürü ise
ölümsüzlüğün işaretidir.
Hakkari Kilimlerinin bir başka
özelliği ise geneleksel olarak
130x200 cm. boylarında
olmasıdır. Ortala büyüklük 2m²,
ortalama ağılık ise 1700gr/m²’dir.
Hakkari yöresel kilimlerinde 5
temel renk göze çarpar.
1. Kırmızı ve bordoya yakın
ton, 2.
Lacivert,
3.
Kahverengi,
4. Siyah,
5. Beyaz. Sarı ve mavi
renkler ise tali renkler olarak
kullanılmaktadır.
Belli başlı motiflerimiz
şunlardır. Gülsarya, Lüleper,
Sine, Şehvani, Şamari,
Kesneker, Gülçin, Gülşivan,
Çılgül, Gülhazar, Gülgever,
Şimkubik, Herki, vs.
Hakkari Kilimlerinin bir diğer
önemli özelliği ise kullanılan
ipliklerinin kök boya ile
renklendirilmesidir. Şöyle ki,
koca koca kazanlarda kaynatılan
ceviz yaprağı ve kabuğundan
siyah renk, “runas” denilen bir
bitki kökünden bordo, agirot
çiçeğinden sarı ve mavi renkler,
sütleyen ve giyazerk otundan
sarı, indigo otundan lacivert,
nane otundan yeşil ve tonları
elde edilir. Ayrıca bu ot ve
bitki köklerinin
karıştırılmasıyla daha değişik
renklerde elde edilmektedir.
Kilim için kök boyalara
yatırılan iplerde en çok beş
renk baskın gelirdi. Bu beş
temel renk yüzyıllardır
sürdürülen kilim dokuma geleneği
içinden bu güne uzanıp
gelmişlerdir. Bunlar yukarıda da
değinildiği üzere, kırmızı ve
bordoya yakın ton, lacivert,
kahverengi, siyah ve beyazdır.
Bu beş temel rengin yanında
yeşil, sarı ve mavi renkler de
tali olarak kullanılmıştır.
Amacımız bin sektör haline gelen
Hakkari Kilimlerini tüm Türkiye
ve Dünya pazarında çok daha iyi
bir duruma getirerek özel
sektöründe bu konuya daha çok
ilgi duymasını sağlayarak
özellikle işsizlik konusunda
“emek-yoğun” bir faaliyet alanı
olan kilimcilikle büyük ölçüde
çözüm getirmektir.
İlimizde başlattığımız bu
faaliyet ayrıca bölgemize de bir
örnek olmuştur. Bu bakımdan
sadece ilimiz için değil
bölgemizin işsizlik sorunu
açısından da önemli bir çözüm
aracı olacaktır.
Hedefimiz her yönüyle gelişmiş,
çağdaş uygarlık seviyesine
yükselmiş, vatandaşlarımızın
gelir düzeylerinin arttığı,
yaşam standartlarının yükseldiği
modern bir Hakkari ili
kurmaktır.
Bu konuda da azimli ve
istikrarlı çalıştığımız sürece
başarılı olacağımıza inanıyoruz.
ŞEMDİNLİ BALI
Mücahit Yeşil Tarım Müdürü
Dört mevsimin iç içe
yaşanabildiği ülkemiz,farklı
iklim özellikleri ve ekolojik
bölgeleri ile tarımsal üretim
çeşitliliği açısından dünyanın
önemli ülkelerinden
birisidir.Ayrıca bu
özelliklerinden dolayı bir çok
bitki ve hayvanın gen
merkezidir. Ülkemiz adeta bir
arıcılık cennetidir. Türkiye’nin
değişik yörelerinde çok kaliteli
ballar elde edilmektedir.
Ülkemiz, Dünya ballı bitkiler
florasının %75’ne sahiptir
zengin florası, uygun ekolojisi,
koloni varlığı, arı
populasyonlarındaki genetik
varyasyon bakımında Türkiye
büyük arıcılık potansiyeline
sahiptir.
Arıcılık,dünyada en yaygın
tarımsal etkinliklerden biridir.
Bugün dünyada yaklaşık 52 milyon
koloniden 1.100 bin ton bal
üretilmektedir. Türkiye de 4
milyon dolayında koloni sayısı
dünyada üçüncü,63 bin ton bal
üretimi ile dördüncü sıradadır.
Arıcılığın tarihçesi insanlık
tarihi kadar eskidir.Balın ve
arıcılığın başlangıç tarihine
ait tahminler şüphesiz ki
binlerce yıl öncesine kadar
gitmektedir. Bu tahmin Fransa’da
III. devir tabakalarında bulunan
bir arı fosili ile daha belirgin
hale gelmiştir. İspanya’nın
Valencia şehrinde Arana
mağarasında yapılan bir
incelemede bal hasadı ile ilgili
ilginç bir bulguya
rastlanmıştır. Bala ait ilk
güvenilir bulgular günümüzden
dört bin yıl öncesine ait
bulunmaktadır.
Arıcılık Dünyada en yaygın
tarımsal etkinliklerden
biridir.Tarım
işletmelerini,tarla ziraatı,
bağ-bahçe ve hayvancılık olmak
üzere üç ana kategoriye
ayırdığımızda arıcılığın
bunların her üçüyle de uyum
içinde olduğu görülür.Arıcılık
en az sermaye ile çok kâr
sağlayan bir meslektir.Yatırım
harcamaları bir defaya ait olup
uzun yıllar işletilen bir tesis
kurulabilir.Tarımın diğer
kollarında çalışmak için
araziye, suya, işletme tesisine,
traktöre, vs. ihtiyaç
vardır.Ayrıca bunları
çalıştırabilmek ve araziyi
işletebilmek için yeteri kadar
sermaye ve işçiye ihtiyaç
duyulur.
Tarih boyunca gerek yenilerek
gerekse cilde sürülerek
tüketilen bal %70’i kana
doğrudan karışan şekerlerden
oluşmaktadır.Önemli bir sağlık
kaynağı olarak asit polen ve
mineral içermektedir.Türkiye’nin
bugün Dünya dördüncüsü olduğu
arıcılıkta,ağırlıkla iki tür bal
üretiliyor.Çam balı da denilen
orman balı ile çiçek balı özel
ballar arasında ise
ıhlamur,nane,kuşdili ve portakal
öne çıkıyor.
Ballarda fiziksel yapı
bakımından farklı özellikler
vardır.Balın gerek tadı ve
gerekse de aroması tamamen
hammadde olan nektardan
gelir.Hele taze ballarda bunu
duymak daha kolaydır.Bala koku
ve aromayı veren içindeki
esanslı maddelerdir.Açık
renkli,beyaz,sarı ve koyu esmer
renge kadar çok çeşitli renkte
ballar
vardır.Örneğin;Akasya,ıhlamur ve
üçgül balları açık
renklidir.Kara buğday çam ve
funda balları ise koyu
renklidir.Balların rengi
doğrudan doğruya bitki türüne ve
nektar çeşidine bağlı
bulunmaktadır.Zevkle ve severek
yenmesi için balın hoş renkli
olması gerekir.Beyaz ve sarı
renkler daha çok istenir.Balın
kalori değeri de yüksek
olup;100gr balda 327cal varken
100gr yumurtada 139cal. 100gr
ette 120-142cal.
bulunmaktadır.Balın bünyesinde
karbonhidratlar, vitaminler,
maya hormonlar, mineraller,
asitler, aminoasitler ve koku
veren elli çeşit madde bulunur.
Bal üzerinde yapılan klinik
araştırmalarda balın gebelikte
,çocuk sağlığında ,nekahet ve
ihtiyarlıkta faydalı olduğu gibi
karaciğer, kalp,solunum,
hazımda, tansiyon vb.
hastalıklara iyi geldiği tespit
edilmiştir.
Böylece insanlığın binlerce
yıldır efsanelerde aradığı ‘Ab-ı
Hayat’ın BAL olduğu açıkça
anlaşılmıştır.
İlimizHakkari de doğanın tüm
güzelliklerinin ihtişamlı bir
şekilde sergilendiği, insanları
adeta büyüleyen el değmemiş
doğal yapısı,kayak sporları,
yayla yaşamı, yöresel el
sanatları, cevizi, balı, otlu
peyniri ve tütünü ile yerli ve
yabancı turistlerin ve
araştırmacıların görmek ve
gezmek istedikleri güzel
Türkiye’mizin bir serhat
şehridir.Yılın on iki ayında
karla kaplı dağların yüksek
dorukları,buzul gölleri,yayların
gözü doyuran,ruhu ferahlatan
güzellikleri,ayna gibi berrak ve
serin suları,yüksek şelaleleri
ile insanoğlunu cezbeden bu
manzaraya başka bir yerde
rastlamak kolay kolay mümkün
değildir.
İlimizin arazi yapısı engebeli
olup dar bir alan içinde
topoğrafik farklılıkları nedeni
ile arıcılık sezonu diğer illere
göre daha uzun sürmektedir.
İlimizdeki bu yükseklik
farklılıklarının yanı sıra;
bitki örtüsü bakımından zengin
bir flora